Emin Alper’in yeni filmi Kurtuluş, Altın Ayı için yarıştığı Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı. Feodal bir coğrafyada korkunun iktidara dönüşmesini anlatan Kurtuluş sosyopolitik arka planı net biçimde tanımlanmış bir korku filmi gibi. Basın toplantısında konuşan Alper, "Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insanlar dengesiz, tutarsız liderleri seçiyor. Gerçek psikozun ya da nörobilimin bir önemi yok. Benim vurgulamak istediğim herhangi bir toplumun herhangi bir zamanda onları felakete sürükleyecek çılgın liderler seçebileceği” diyor.
Emin Alper’in merakla beklenen yeni filmi Kurtuluş, 15 Şubat’ta Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı. Yarışmada gösterilen ilk dokuz film arasında gayet iddialı bir yere oturdu. Coğrafi, kültürel, politik, dini yönleriyle ‘çok yerli’ görünse de tarihi konteksti bulunan, evrensel boyutta bir korku filmi Kurtuluş. Kaba bir özetle, feodal bir toplumdaki iktidar ve egemenlik kavgasının korkuyla, batıl inançlarla, kabuslarla büyüyüp toplu cinnete dönüşmesini konu alıyor. Yakında Türkiye’de izleneceği umuduyla konu hakkında tek bir spoiler vermek istemezdim, türü gereği. Ama bu kadar iyi kurgulanmış ve oynanmış bir filmi izlerken sinirlerinizin gerilmesine hiçbir bilgi engel olamaz! Alper uzun hazırlık sürecinde oyuncularıyla çok prova yaptığı ve sete çıkana kadar rollerine hazır olduklarını sağladığı için performanslar da filmin sürükleyiciliğini destekliyor.
Korucu, terörist, şeyh, aşiret, tarikat, kan davası, köy boşaltma, köy katliamı kavramlarını arka arkaya sayınca aklınızda canlanan ve tüylerinizi ürperten ne varsa Kurtuluş’ta… Filmde doğrudan hiçbir köye, tarikata ya da aşirete gönderme yapılmıyor, kullanılan isimler Aşağı Pingan ve Yukarı Pingan köyleri, Hazeran ve Bezari aşiretleri, Şeyh Kamil dergahı vs. tümüyle kurmaca. Öte yandan köylülerin Kürtçe konuştuğu, aynı aşirete ve tarikata mensup olduğu, devlet adına koruculuk yaptığı ve orduyla birlikte teröristlerle çatışmaya girdiği Güneydoğu Anadolu’da geçiyor. Tarih tam belirtilmemiş fakat, 30 kişinin öldürüldüğü 20 Haziran 1987 Mardin Ömerli Pınarcık köyü katliamı ile 44 kişinin öldürüldüğü 4 Mayıs 2009 Mardin Mazıdağı Bilge Köyü katliamını akla getiriyor. Telefon ve otomobil modellerine bakınca da kabaca ’90’ların sonu 2000’lerin başı diyebiliriz. Aslında bunun da hiçbir önemi yok, sonuçta sosyopolitik arka planı net biçimde tanımlanmış bir korku filmi izliyoruz. Emin Alper’in filmde gönderme yaptığı ve basın toplantısında belirttiği gibi Habil ile Kabil’den bu yana insanlık tarihinde örneklerine çok rastlanan bir olayı yine bir tarafı çiftçi bir tarafı çoban olarak konumlandırarak anlatıyor. Alper basın toplantısında iki ayrı kez niyetini açıkladı: “Herhangi bir tarikata gönderme yok. Bir misyon üstlendiğini zanneden bir cemaate bağlı bir karakter yaratmak istedim. Herhangi bir din olabilir, hatta bazı koşullar altında sosyalizm bile olabilir. (…) Herhangi bir din ya da milletle ilişkili değil. Kürt meselesinden bahsettim çünkü kanayan bir yara. En az 40 yıldır bu konu hakkında konuşuyoruz. (…) “Sözcükler de bir arenada çarpışıyor. Kürtlere karşıysanız terörist sözcüğünü kullanırsınız, Kürt milliyetçisiyseniz özgürlük savaşçısı dersiniz. Filmdeki karakterler devlet yanlısı olduğu için terör ve terörist sözcüklerini kullanıyorlar”.
Hazeran aşireti ekseninde gelişen Kurtuluş’ta sadece Bezarilere beslenen kin ve onların köylerine dönüşünden kaynaklanan endişe değil, dergahın içindeki rekabet de önemli. Akli dengesi sınırda diyebileceğimiz Mesut’un (Caner Cindoruk) dergahın şeyhi olan kardeşi Ferit’in yerini alması için kurnaz köylü Yılmaz (Berkay Ateş) tarafından kışkırtılmasının yine küresel bir boyutu var. Emin Alper "Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insanlar dengesiz, tutarsız liderleri seçiyor. Gerçek psikozun ya da nörobilimin bir önemi yok. Benim vurgulamak istediğim herhangi bir toplumun herhangi bir zamanda onları felakete sürükleyecek çılgın liderler seçebileceği…” sözleriyle Kurtuluş’un psikolojik yaklaşımını netleştirdi. Karakterlerini daha iyi anlamak için de önceki filmlerinde olduğu gibi bastırılmış cinsel arzularının altını çizdi.
Kurtuluş’un çekildiği köy, filmdeki janr öğelerini pekiştiren bir yer. Yamaçlardaki taş evlerden oluşan köy Mardin mimarisine özgü labirent gibi abbaralarla dolu, tepeden ovayı gözlemeye uygun, ideal bir korku ve gerilim filmi mekanı olarak görüntülenmiş.
Emin Alper, mekanın kendisi için çok önemli olduğunu söyledi: “Anadolu peyzajı bana hep cazip gelmiştir ve bu peyzajı filmlerimde spaghetti western’lerdeki gibi kullanırım. (…) Benim için mekan çok önemlidir. Yapım sürecine önce mekan arayarak başlarım. Erken safhalardayken mekanı seçerim. Bu film için de iki yıl mekan aradık. Mardin’de bir Kürt köyü bulduk. Çekime başlamadan bir yıl önce mekanda karar kıldım. Ben senaryoyu mekana göre yeniden yazarım, çünkü hayal kurduğunuz yerle bulduğunuz yer birebir aynı değildir.”
Kurtuluş’ta olayların gidişatını Mesut’un kabusları etkiliyor. Alper rüyaların onu hep cezbettiğini söyledi: “Bütün filmlerimde rüyalara yer veririm, bu sayede karakterlerin bilinçaltına erişirim. Bu filmde daha da fazla önem taşıyorlar. Ana karakterin kabuslarını temsil ediyorlar. İnsanlar rüyaların kendilerine ilahi görev iletilen araçlar olduğunu düşünür. Sadece İslam’da değil bütün mistik kültürlerde ilahi mesajlar rüyalarla iletilir. Bu filmde ilk kez kolektif rüya kavramını kullandım. Bu kolektif rüyalar bütün köylülerin korkularını yansıtıyor. Bu anlamda birçok işlev üstleniyorlar”.

Ellerinde otomatik silahlarla görev yapan korucuların somut bir tehlike oluşturduğuna filmde tanık oluyoruz. Alper "Bana göre, uygun koşullar meydana gelirse, her toplum kendini böyle korkunç bir aldatma içinde bulabilir ve çok tehlikeli olabilir. Türkiye özelinde evet gerçek bir öykü bu. Silahlanan insanlar tehlike oluşturdu. Bir kere insanları öldürecek silahları vardı. Bu ilk adım. Mevki kaybetme, toprak kaybetme, servet kaybetme, başka birçok şeyi kaybetme korkusuyla ezeli düşmandan korku sizi tek kurtuluşun etnik temizlik olduğuna düşünecek hale getirebilir. Anlatmak istediğim tam da bu. Gazze’de tanık olduğumuz gibi bir durum. Bu tür toplumlara engel olan tek şey dünyanın tepkisi, uluslararası toplumun kanaati, baskısı… Ama başarısız olduk. Bunu yapamadık. Yeterince güçlü olmazsak, yeterince direnç göstermezsek bu tür toplumlar daha fazla ortaya çıkacak ve dünya bu tür kanlı saldırılara maruz kalacak. Bu yüzden dayanışma göstermek ve cinayet eğilimli bu toplumları durdurmak ve ıslah etmek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız,” dedi.
İnsan hırsını kötülüğün kaynağı olarak tanımlayan Kurtuluş için üniversitede yıllarca tarih dersi veren Alper "Şu sorunun cevabını da çok aradım: Kötülüğün kaynağı nedir? Elbette hiç kolay bir soru değil. Kolay bir cevabı da yok. Tarihten örneklere bakacak olursak bazı ipuçları bulabiliriz. Ben korkunun kötülüğün ana kaynaklarından biri olduğunu görüyorum. Çünkü insanlar tehlikede olduklarını düşündüklerinde korkunç şeyler yapar. Mevkileri, varlıkları tehlikede olabilir. Liderler tehlikede olduğumuzu söylediklerini bu sadece bir hayal olabilir, yani tehlike hayali olabilir. Önemli olan insanlara varoluşlarının tehlikede olduğunu düşündürmek. Her tür kötülüğü yapabilirler. Hele bunun kendi iradeleri olmadığına, başka bir yerden gelen bir mesaj olduğuna, bir misyon yüklendiklerine ikna olurlarsa… Kendileri için değil çocukları için, milletleri için, dinleri için korkunç şeyler, kötülük yapmaya hazır olduklarını söylerler,” dedi.
Feodalitenin egemen olduğu, rasyonel düşüncenin hiç ulaşmadığı bir coğrafyada geçen Kurtuluş, Emin Alper’in yükselen başarı grafiğinin en üst sıralarında yer alıyor.