“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

KÜLTÜR, EKMEK VE İKTİDAR

Şenay Aydemir

Gazeteci Şenay Aydemir, İletişim’den çıkan kitabı ‘AKP’nin Kültür Savaşı - İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat’da, son 25 yılda kültür sanat alanında öne çıkan yasal düzenlemeler, sansür girişimleri, yasaklamalar, yargılamalar ve yıkımların dökümünü yapmakla kalmıyor, ‘kültür savaşı’ ve ‘kültürel iktidar’, ‘kültürel hegemonya’ tartışmaları için sağlam zemin oluşturacak değerlendirmelerde bulunuyor.

AKP’nin çeyrek asırlık iktidarı gerek ekonomik gerek siyasal açıdan pek çok farklı bakış açısıyla ele alındı, kitaplar yazıldı, tartışıldı ve yarattığı dönüşüm anlaşılmaya çalışıldı. Deyim yerindeyse koca bir ‘AKP dönemi çalışmaları’ külliyatı oluştu. Bu külliyatı başlıklara ayırıp tasnif etmeye çalıştığımızdaysa en mütevazı yerin kültürel alandaki tartışmalara ayrıldığını görüyoruz. Öyle ki bugüne kadar doğrudan buna odaklanan telif ya da derleme kitap sayısının bir elin parmağını geçmediğini söyleyebiliriz. Bunlardan sonuncusu da kısa süre önce İletişim’den çıkan ‘AKP’nin Kültür Savaşı - İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat’. Sinema eleştirmeni ve kültür sanat gazetecisi olarak tanıdığımız Şenay Aydemir’in bu kitabı ‘kültür savaşı’ ve ‘kültürel iktidar’, ‘kültürel hegemonya’ tartışmaları için sağlam bir zemin oluşturuyor.

Tığ, devrim ve inkâr

Kapağında Memed Erdener’in ‘Devrim’ adlı bir işinin yer aldığı kitap, bu işle kapağa taşınan ‘devrim’in kültür sanat alanına yansımalarına ve bunların eleştirel bir değerlendirmesine yer veriyor temelde. Eski bir süngü ve bir tığ örtü ile kapakta temsil edilen ‘AKP’nin kültür savaşı’, bu ikisini aynı zamanda -tığ örtünün süngüye asılmış olmasıyla- bir bayrak olarak da formüle edip işlevselleştiriyor. ‘İmha ve inkâr kıskacında[ki] sanat’ inkarın aracı olarak düşünülebilecek ve muhafazakâr estetiği de çağrıştıran bir örtü ve saldırının, imhanın aracı olan bir süngüyle, nihayetinde de bunlardan mürekkeb bir savaş bayrağıyla imgeleştirilen tartışmalar böylece meselenin en önemli iki yönünü de daha ilk elden açığa çıkarmış.

Gazetecilik meslek hayatı boyunca yaşanan pek çok gelişmeye dair farklı mecralarda yazılar kaleme alan Şenay Aydemir’in geçmişteki bu yazıları kendine bir andaç olarak kullanıp kaleme aldığı kitap, bugüne kadar yaşananların bir dökümü olarak da okunabilir. 25 yıl boyunca kültür sanat alanından öne çıkan yasal düzenlemeler, sansür girişimleri, yasaklamalar, yargılamalar, yıkımlar, festivaller, ödüller, manifestolar, iftarlar, resepsiyonlar…

Ama sadece bir döküm değil bir değerlendirme de söz konusu. Tek başına sadece bir haber niteliği taşıyan ve bugün geriye dönüp baktığımızda bize sadece yaşadığımız ağır günleri hatırlatan tekil olaylar dikkatli bir bakış açısı ve siyasal bir eleştiriyle birbirine bağlanıp bütünlüklü bir alan değerlendirmesine dönüşüyor. Örneğin her fırsatta dile getirilen ve artık neredeyse bir ezbere dönüşen ‘kültür sanat alanının piyasalaştığı’ tespiti, Kültür ve turizm bakanlıklarının birleştirilmesi ve dünya ölçeğindeki bir trend olarak mega kentlerin ‘kültür başkenti’ projeleriyle talana açılması üzerinden somutlanıyor. Bu süreçte girişilen pratik bazı düzenlemelerin bu ‘büyük resim’le bağı daha görünür kılınıyor böylece.

Kültürel iktidar kimde?

Kültürel alanın piyasaya açılması, sermaye gruplarının varlık sahası haline gelmesi ve kârlı bir yatırım aracı olarak yeni baştan tasarlanması sürecinin adım adım nasıl ilerlediği, bunun üzerinden aslında kültür sanatın anlam ve işlevinin de nasıl dönüştürüldüğü kitapta farklı başlıklar üzerinden gayet sarih biçimde anlatılıyor zaten. Hemen ardından piyasanın kuralları ve ihtiyaçları geçerli tek yasa haline geldiği için sanatçıların, oyuncuların, yazarların bu düzende ayakta ve dahi hayatta kalmak için nelere mecbur edildiği de görülüyor. Burada sanatçıların üretim koşulları, güvencesizlikleri bir yana bırakılacak olursa en büyük tehlike olarak sansürün yerini otosansüre bırakmasından bahsetmek gerek belki de.

Piyasanın dışına itilmemek, işini yapmaya devam edebilmek, sergisi için mekânı, filmi için salon, üretimi için destek bulmak artık o kadar kolay olmadığından ve bütün bu imkânlar siyasal iktidarın ya da onunla ilişkili sermaye gruplarının tekeline geçtiğinden sanatçı buralarda bir sansür kuruluna ihtiyaç kalmaksızın kendini otosansüre mecbur hissediyor ve belki bunun farkında bile olmadan iktidar ve sermayenin torna tezgahından geçirilmiş oluyor. Yani yıllar süren bir kandırmacayla kültür sanat alanını ‘profesyonelleştirip’, ‘pazar payını büyütüp’ sermayenin ihtiyaçlarıyla uyumlu hâle getiren iktidar, böylece bu düzende ayakta kalmaya çalışan sanatçıları da ‘ekmek parası’ için her şeye boyun eğmek zorunda kalan işçilere dönüştürdü.

Kültür sanatı önce ‘geçinilebilir’ bir alan haline getirip sonra da sanatçıları ‘ekmek parası’ için piyasanın oyun kurucularının kurallarına mecbur bırakmak sadece alandaki aktörler ve kurumlar arasındaki ilişkiyi tepetaklak etmekle kalmadı. Bu mecburiyet aynı zamanda siyasal düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda da bir daralmaya sebep oldu. Aydemir’in de belirttiği gibi ancak Gezi ve 19 Mart sürecinde kitlesel bir karşı koyuşla muhatap oldu AKP. Kültürel iktidar ve hegemonya tartışmaları da bu süreçlerin ardından daha ciddi biçimde konuşulmaya başlanmıştı zaten.

Siyasal alandaki ihtiyaçlarına ve gücüne göre kültürel alana müdahale ettiği görülen AKP karşısında kültür sanat üreticilerinin de ‘kültür savaşı’ denilen muharebenin sadece kültür minderinde gerçekleşmediğini görmeleri gerekiyor sanırım. Şenay Aydemir’in kitabından çıkacak en genel sonuçlardan biri de bu olsa gerek: Siyasal, ekonomik kırılma anlarında iktidarın buralardaki ihtiyaçlarına denk düşecek bir kültürel alan yaratma ihtiyacı duyduğu görülüyorken ve baskının ya da özgürlüğün siyasal duruma göre şekillendiği bir denklem yaşanıyorken bizlerin de iktidarla mücadelemizi kültürel alanla sınırlayıp oraya indirgemeden hareket etmemiz gerekiyor. 

‘Kültürel iktidar’ın ya da ‘kültürel hegemonya’nın kimde olduğu sorusuna verilecek cevabı sadece ‘iyi’ yazarların ideolojik duruşlarına değil, kültür sanat ürünlerinin üretim ve dağıtım ağlarına, otosansürün geldiği duruma, sanatçı emeğinin yaşadığı dönüşüme bakarak da düşünürsek kültürel alanın siyasal alanla ne kadar iç içe geçtiği daha anlaşılır olacaktır. Bunlara bakılarak verilecek bir cevap bugün ne yapmamız gerektiği konusunda da daha berrak düşünmemizi, kültürel iktidarın bizde olduğuna dönük abartılı ve yersiz egomuzdan kurtulmamızı sağlar belki de. Böylece Şenay Aydemir’in bu kitabı yazmasına sebep olan ve sayfalar boyunca sayıp dökülen bütün sansür, yasaklama, baskı deneyimlerini bir daha yaşamamanın yolları da tartışılabilir belki, kim bilir.


Ayrıca okuyun