RÜZGARLA BÜYÜYEN BİR ÜRETİM HALİ

Fulya Çetin’in Galeri Nev’de açılan yeni sergisi “Rüzgarla Büyüyen”, izleyiciyi sabit olanla değil, hareket edenle; kapatanla değil, aralayanla karşılıyor.
Kumaşların, bitkilerin, hafif rüzgarların yolunu belirlediği bu sergi, sanatçının doğayla kurduğu sezgisel ve zamana yayılan üretim pratiğini mekana taşıyor.
Ayşegül Sönmez’in Fulya Çetin’le gerçekleştirdiği ve serginin arka planındaki düşünsel ve duyusal süreci görünür kılan bu söyleşi, sanatçının Olimpos’tan Galeri Nev’e uzanan yürüyüşlerin izini sürüyor.
Perdelerden başka türlü perdelere... demek istiyorum. Neyi kapatıyor bu kez bu Bezler, bu ışık?
Tavandan aşağıya doğru inen kumaşların yanından biri geçtiği zaman geçen kişinin rüzgarıyla hareket edebiliyor olması, yerlere dökülüyorlar ve drapeler oluşturuyorlar arkasına geçip saklanabiliyoruz. Olimpos’a gitme nedenim biraz böyle bir şeydi, bir yerlere saklanmak biraz sessizlik içinde kalmak kendimi biraz izole etmek İstedim ve gittim. İstanbul’da yaşadığım dönemde sokaklarda çok yürüyüş yapıyordum Olimpos’ta orman içinde de çok yürüdüm, yürüyüşler sırasında ağaçların arasından geçmek, yaprakların salınması, saçların uçuşması, kuşların kanatları bütün bu hafif hareketlerin içinde yürüyor olma hissini taşımak istedim
YÜZEYLE SÜRE ARASINDA GİDİP GELEN SONUNU KESTİREMEDİĞİM BİR ÜRETİM HALİ
Elini en az işin içine kattığın sergin diyebilir miyiz buna ve sence bunun bir önemi var mı: Elini işinin içine çok ya da az ya da hiç katmanın?
Evet ben çok az dahil olduğumu düşünüyorum aslında, hatta böyle taşıyan beden olduğumu, aracı olduğumu filan söylüyorum genellikle. O yürüyüşler sırasında topladığım bazı bitkilerin, dalların, kumaşların ya da kağıtların üzerine boyayla veya kendi hazırladığım solüsyonlarla katman katman tekrar tekrar bekleyerek ısıya göre kuruma süresine göre vereceği etkiyi beklemek gibi aslında; toplamak, yürümek ve beklemek üzerine kurulu bir çalışma temposu oluşturdum. Bu, doğanın bana el verdiği kadar arıyla yetinerek veya razı olarak diyeyim çıkan sonuca da razı olarak oluşmuş işler yani bir yüzeyin karşısına geçip o yüzeyi baştan sona kafanızda kurgulayıp daha sonra elinizden çıkan jestlerle onu oluşturmak değil, yüzeyle süre arasında gidip gelen aslında tam olarak ne vereceğini de kestiremediğim tahminler yürüterek ilerlediğim, aslında diyaloglu bir üretim hali diyebilirim.
Resimden değil de doğadan beklentin nedir Fulya?
Beklentiden kasıt nedir tam olarak bilmiyorum ama şöyle bir örnek verebilirim; evimin yanına iki tane kayısı ağacı diktim onlar büyüyüp meyve vermeye başladıklarında bir mevsim o kadar çok kayısı verdiler ki küçücük bir kayısı çekirdeğinden bir fidan bir ağaç ve bir ağaçtan bir mahalleyi doyuracak kadar çok kayısı almak benim hayatla ilgili düşüncelerime çok değiştirdi. Bir ağacın meyvesini yemek çok umut dolu yani umudunun kalmadığı noktalarda doğaya bakabiliriz sanki…
MANZARAYA BAKMAK DEĞİL DE MANZARANIN İÇİNDE YAŞAMAK ÇOK ÖĞRETİCİ
Şöyle de soracağım: Olimpos tecrübesi resim algını nasıl şekillendirdi manzaraya yüklediğin anlamı?
Ben eskiden beri bitkileri veya hayvanları resimlerime katılıyordum yani insanın olduğu yere hayvanı ya da bitkiyi mutlaka sokmaya çalışmıyordum ama hakikaten böyle elim gidiyordu diyebilirim. Manzaraya bakmak değil de manzaranın içinde yaşamak çok öğretici, başka bir hayat biçimi öğretiyor. Ben sanatı hayattan hiç ayıramadığım için sanatımı böyle etkiledi değil de hayatımı böyle etkiledi diyebiliyorum size.
Rüzgarla Büyüyen sabit olmayana sürekli kaynayan sürekli büyüyen ya da çürüyene de atıf yapıyor bana kalırsa... Neler çok sabit ve sence aslında değil? Bu bir büyük sanatçı hakkında ya da bir kavram hakkında düşüncelerinin zaman içinde değişmesi olabilir... Sabit olmadığını düşündüğün fikirlerini şeylerini merak ediyorum.
Hiçbir şey sabit değil ya da çok büyük değil sanki yani hani insanın kendine anlam yüklediği anlamlar açısından soruyorsan bu soruyu yani sabitlik yerine rüzgarın hafifliğinin yüzünde bıraktığı his, saçını uçurması, yaprakların kımıldaması gibi yerlere bakmak istedim aslında ağar hareketsiz, atıl ve büyük şeylerden çok büyüyebilen yer değiştirebilen uçabilen kesebilen şeyler…
YÜRÜDÜĞÜM YOLLARLA, KARŞILAŞTIĞIM BİTKİLERLE VE HAYALLERLE HERKESİ KARŞILAŞTIRMAK İSTEDİM
Galeri Nev, Mısır Apartmanı, Beyoğlu, tüm bunların sence serginin kurgusunda bir önemi var mı fiziksel değişmezler olarak ya da tam tersi?
Yürüdüğüm yollarda tanıdığım ağaçları, bitkileri mekana taşımak istedim ilk hayalim buydu daha sonra bunun nasıl taşıyacağını ve nasıl göstereceğimin yollarını düşündüm. Birkaç alternatifim vardı yani tavandan sarkıtmak, bu gördüğümüzün dışında yirmi üç alternatifim daha vardı, ama sonra hep birlikte buna karar verdik. Aslında benim ilk düşündüğüm form da buydu tavandan yere doğru inen ağaçlar ve üzerinde videolar… Yürüdüğüm yollarla, karşılaştığım bitkilerle ve hayallerle herkesi karşılaştırmak istedim. Bana iyi gelen şeyler herkese iyi gelsin istedim.

Son dönemde neler okuyorsun izliyorsun seviyorsun ve dinliyorsun? Sanatatak'a hararetle neler tavsiye edersin?
Şu ara Deniz Gezgin’i çok okudum, kendime çok yakın buluyorum dilini, kitaplarını ve yakın hissettiğim bir yazar Doğa Defteri ve özellikle Ahraz benim için çok güzel kitaplar Zeynep Sayın’ın Çizginin Boşluğu’nu da öyle okudum.
Fulya Çetin’in Galeri Nev’deki “Rüzgarla Büyüyen” sergisi 14 Mart 2026 tarihine dek izlenebilir.