“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

DAVID BOWIE: HAYAT KISA, SANAT SONSUZ

David Bowie

Bu hafta için “Bowie Haftası” diyebiliriz. 8 Ocak'ta doğum günü var; sadece iki gün sonra, 10 Ocak'ta ise ölüm yıldönümü. Sanatçının değişen personalarından, Soğuk Savaş yıllarında kendini aradığı Berlin sokaklarına ve ölümü dahi bir başyapıta dönüştüren Blackstar’a uzanan, her parçası birbirine kenetlenmiş devasa bir kurgu gibi dünyasına hoş geldiniz

David Bowie sadece bir rock yıldızı değil; o, belki de 20. yüzyılın en kapsamlı disiplinlerarası sanat yolculuğu. Sanat tarihçilerinin Gesamtkunstwerk* (Bütünsel Sanat Eseri) olarak adlandırdığı kavramın popüler kültürdeki karşılığı. Bowie, 1976’da Daily Express’e verdiği röportajda bu sentezi kendi bedeni üzerinden şöyle tanımlıyor: “Ben Pierrot’yum. Herkesim. Yaptığım şey tiyatro. Kendimi bir tuval olarak kullanıyorum ve üzerine zamanımızın gerçeğini resmediyorum.”

1947’de Brixton’da David Robert Jones olarak doğan sanatçı, tasarım eğitimi alırken müziği görsel bir formun parçası olarak kurgulamayı öğreniyor. David Bowie, her yeni albümle birlikte sadece kıyafetlerini ve ismini değil, müziğinin tüm genetik kodlarını da değiştirerek yeni bir kimliğe bürünen bir sanatçı.

Bowie’nin kariyeri, her biri belirli bir coğrafya ve estetikle eşleşen karakterlerin resmi geçidi gibi. Resim yapmak ya da bir müzeyi gezmek, bu karakterleri yaratırken başvurduğu temel disiplinler.

  • Ziggy Stardust (1972): Uzaydan yeryüzüne inmiş androjen bir mesih.Dünyayı kurtarmaya soyunmuş ama kendi şöhretinin kurbanı olmuş. Hippi havaları eskide kalmış. The Rise and Fall of Ziggy Stardust and the Spiders from Mars hayatımızda.Artık kabuki tiyatrosu var, pandomim teknikleri var. Glam rock’ın temellerini atıyoruz şaka değil. 
  • Aladdin Sane (1973): Ziggy’nin emekliye ayrılışının ardından gelen karakter “akıl hastası delikanlı” (A Lad Insane). Bowie’nin “Ziggy Amerika’da” sözleriyle açıkladığı bu karakter, Ziggy’nin daha dünyevi ama aynı zamanda daha parçalanmış versiyonu. Yüzündeki o meşhur şimşek ise Bowie kendi zihninin labirentlerinde kaybolmasın diye bir tür koruma kalkanı.
  • Halloween Jack (1974): Diamond Dogs albümünde Manhattan gökdelenlerinde yaşayan kızıl saçlı şehirli serseri. Korkunç bir gelecek nasıl olur size anlatsın David Bowie. 
  • Thin White Duke (1976): Los Angeles’taki ağır uyuşturucu bağımlılığı döneminin bir ürünü olan Thin White Duke belki de Bowie’nin en karanlık karakteri. Station to Station döneminde ortaya çıkan bu karakter hiçbir şey hissetmiyor. Aristokrat, faşizan ama aynı zamanda zombi gibi. 

Berlin: Pop Yıldızı Öldü. Gerçek David Doğdu. 

Bowie’nin şatafatlı karakterlerini bir kenara bırakıp kendi özüne dönmek için en keskin dönüşü yaptığı dönem, 1976-1978 arasındaki Berlin yılları. Kahramanımız, Thin White Duke döneminde kullandığı ağır uyuşturuculardan kurtulmak ve kendini yeniden bulmak için arkadaşı Iggy Pop’un tavsiyesiyle Berlin’e taşındı. Her gün Hansa Stüdyoları’na bisikletiyle giden bu adamı o zamanki Berlinliler ise hiç yadırgamadı.

İşte Bowie bu dönemde yayınladığı LowHeroes ve Lodger’dan oluşan Berlin Üçlemesi ile eline balyozu alıp ve pop yıldızı imajını yerle bir etti. Özellikle Lodger kapağındaki vücudu parçalara ayrılmış Bowie görseliyle dünyaya açık açık dedi ki “Pop yıldızı David Bowie öldü.” Hazır lafı geçmişken hemen belirteyim ki siz de benimle birlikte gün saymaya başlayın: 2026 sonbaharında BBC’de Francis Whately’nin imzasını taşıyan Bowie in Berlin belgeseli yayınlanacak. Orada bu yarattığı karakterlerin arkasına saklanmaya ihtiyaç duymayan bir sanatçının yeniden doğuşunu izleyeceğiz hep beraber. Francis Whately, David Bowie: Five Years (2013), David Bowie: The Last Five Years (2017) ve David Bowie: Finding Fame (2019) belgesellerinin de yönetmeni.

Blackstar: Karanlıktaki Işık

Bowie için ölüm, hiçbir zaman hüzünlü bir şarkı değil; o kendi hayat verdiği karakterlerini diri diri gömebilen, faniliğin gayet farkında bir sanatçı. Hayatının son döneminde New York’taki 55 Bar’da keşfettiği Donny McCaslin ekibiyle kaydettiği Blackstar ise bu farkındalığın doruk noktası.

Blackstar, türlerin (janrların) önemini yitirdiği, her şeyin birbirine karıştığı dönemin başlangıcı aynı zamanda.Bir saksafon çalıyor ama bu bir caz albümü değil; sert bir ritim var ama hip-hop değil; derin bir karanlık var ama bu sadece rock değil. Yayınlanmasının üzerinden on yıl geçen albüm, bugün kültür dünyası için bir pusula niteliğinde. İsmi de çok manidar bu vedanın: Blackstar, tıpta kanserli hücrelere (lezyonlara) verilen bir isim olduğundan hastalıkla boğuşanlara sessizce yoldaşlık ederken; albüm kapağındaki simsiyah yıldız, Bowie ile aynı gün doğan Elvis Presley’in Black Starşarkısına göz kırpmakta.

Bowie ölmeden önce son albümünü, kliplerini ve gidişini öyle bir planladı ki; aramızdan ayrılsa da arkasında bıraktığı bu eserler sanki bir müzede sonsuza kadar sergilenecek birer parça gibi kaldı. Kendi ölümünü bile sıradan bir olay gibi değil, popüler kültürün içinde hiç eskimeyecek, her bakıldığında yeni bir şey keşfedilecek bir sanat eseri  gibi kurguladı.

Blackstar’ı, 69. doğum gününde yayınlamasından iki gün sonra aramızdan ayrılarak sanat tarihinin en büyük coup de théâtreına (tiyatroda seyirciyi şoke eden ani olay ya da ters köşe) imza attı. Ne demişler? Vita brevis, ars longa. Hayat kısa, sanat ise sonsuz.

*İlk defa 19. yüzyılda Alman besteci Richard Wagner tarafından operalarındaki şiir, müzik ve dram sentezi için kullanılan bu terim; bütünsel bir algı yaratmak için birçok sanat dalının tek bir yapıda toplanması demek.


Ayrıca okuyun