“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

2000’Lİ YILLARIN EN İYİ 20 TÜRKÇE ALBÜMÜ: 10-06

20’den geriye saydığımız listenin üçüncü bölümündeyiz. 01 Ocak'ta 5-1 sıralamasıyla birinciyi hep birlikte göreceğiz. 

2000’li yıllar, Türkiye’de müziğin hem estetik hem de politik anlamda yön değiştirdiği, popüler olanla alternatifin, yerel olanla küreselin iç içe geçtiği bir eşik dönemdi.

Dijitalleşmenin ivme kazandığı, ana akımın dönüşürken bağımsız sahnelerin görünürlük kazandığı bu on yılda Türkçe müzik; kimlik, yas, nostalji, aidiyet ve itiraz gibi temaları yeni sesler ve formlarla yeniden düşünmeye başladı. Bu liste, 2000’lerin ruhunu yalnızca satış rakamları ya da hit şarkılar üzerinden değil; dönemin kültürel iklimine temas eden, estetik riskler alan, bugün hâlâ etkisini sürdüren albümler üzerinden okumayı amaçlıyor. Türler arası geçişlere, kişisel anlatılara ve kolektif hafızaya açıldığına inandığım bu 20 albüm, 2000’ler Türkçe müziğinin kişisel olarak en kalıcı olduğunu düşündüğüm kayıtlardan oluşuyor. 

10) SEZEN AKSU - DENİZ YILDIZI (2008)

1990’lı yıllardaki kadar yüksek bir randıman yakalayamasa da 2000’li yıllarda da Sezen Aksu, pazara yönelik üretimleriyle piyasayı beslemeyi sürdürdü. Kendi diskografisinde; 2000’leri başarıyla kucakladığı Deliveren, kariyerinde kısa süreli bir düşüş anı olan Şarkı Söylemek Lazım ve geniş bir dinleyici kitlesini tatmin eden Bahane’nin ardından gelen 2008 çıkışlı Deniz Yıldızı, Aksu’nun en ayrıksı işlerinden biri oldu.

Radyo dostu olmayan şarkılardan oluşan albüm, Aksu’nun 90’lardaki deneysel ve konsept albümleri olan Deli Kızın TürküsüIşık Doğudan YükselirDüğün ve Cenaze gibi çalışmalara selam veren bir müzikal hattı izliyordu. Arto Tunçboyacıyan’ın müzik direktörlüğünü üstlendiği albüm, yalnızca zengin ve etnik müzikal dokusuyla değil, Aksu’nun bir söz yazarı olarak geçirdiği dönüşümü göstermesiyle de dikkat çekiciydi.

Yeni Türkiye’nin tasarlanmaya başlandığı kaotik bir dönemin eşiğinde Deniz Yıldızı’ndaki Aksu; yeni doğmuş yeğeninden Onno Tunç’a duyduğu özleme, dağlarda süren savaştan Hrant Dink cinayetine, Romanlardan Nubar Terziyan’a, İzmir’deki genç kızlığından insanlığın türlü hâllerine uzanan geniş bir skalada yas, bellek ve kutlama şarkıları yazdı.

9) BİRSEN TEZER - CİHAN (2009)

Birsen Tezer’in ilk albümü Cihan, kelimenin tam anlamıyla bir müzisyen albümüydü. Tezer’le birlikte toplam beş müzisyenin bir araya gelerek hücum kayıt tekniğiyle kaydettiği albüm, dinleyiciye müziğin en organik hâlini sunuyordu. Başından beri oyunun kurallarına göre değil, kendi belirlediği doğrultuda kariyerini sürdüren Birsen Tezer için Cihan, müzisyen–şarkıcı kimliğiyle birebir örtüşen bir ilk albümdü. Bu nedenle albüm, dinleyici üzerindeki etkisini hiç yitirmeyen zamansız bir çalışma hâline geldi.

Albüm yayımlandığında Birsen Tezer’in yaklaşık 25 yıllık profesyonel bir müzik geçmişi vardı. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı çıkışlıydı, ana enstrümanı kanundu, Bülent Ortaçgil albümlerine sesiyle eşlik etmişti ve İstanbul–Bodrum hattında sadık bir dinleyici kitlesine sahip sahneler yapıyordu. Cihan, böylesi bir müzik yaşamının damıtılmış hâliydi.

Albümde, Tezer’in müziğini başından beri kendine rehber edindiği Bülent Ortaçgil’e ait “Çığlık Çığlığa” ve “Değirmenler”, bir Erkan Oğur bestesi olan “Bilsen”, orijinalinden bile daha güçlü duyulan İlhan Şeşen cover’ı “Di Gel Yanıma” gibi dikkat çekici parçalar yer alıyordu. Birsen Tezer’in kanunuyla açılan, Avni Anıl’a ait bir TSM eseri “Aşk Bu Değil” ile pek çok dinleyicinin adını ilk kez duyduğu Zafer Cımbıl imzalı “Balıkesir” de albümün öne çıkan anlarındandı.

Tezer, repertuvar oluşturma, müzisyenlik ve şarkıcılık becerisinin yanı sıra söz yazarı olarak da güçlüydü. Albümün en akılda kalıcı şarkılarından “Bilsen”, “Sus Pus” ve “Çal Kapımı” onun kaleminden çıkmıştı.

Birsen Tezer, farkında olarak ya da olmayarak Cihan’ı dinleyiciyle son derece doğru bir zamanda buluşturdu. Kent müziğinin ve alternatif seslerin, sosyal medyanın da etkisiyle görünürlük kazanmaya başladığı bir dönemde yayımlanan albüm; alaturka ile caz arasında yumuşak geçişler kuran müzikal yapısı, Ortaçgil’e has edebî duyarlılığı taşıyan şarkı sözleriyle belli bir dinleyici kitlesi tarafından sıkı sıkıya sahiplenildi ve etkisi kalıcı oldu.

8) SAKİN - HAYAT (2008)

Sakin’in ilk albümü Hayat, alternatif Türkçe rock sahnesinde belli bir kuşak için adeta “tek seferlik bir rüya” olarak kaldı. Dinleyicilerinin yıllarca süren beklentisine rağmen Sakin’in ikinci albümü hiçbir zaman gelmedi. Buna karşılık, YouTube’da dolaşan ikinci albümün demo kayıtları zamanla Sakin dinleyicisi için birer başucu şarkısına dönüştü. Hayat, belli bir dinleyici için böylesine güçlü ve bağlılık yaratan bir ilk albümdü.

Grubun söz yazarı ve vokalisti Onur Özdemir ise 2010’larla birlikte yönünü ana akım pop müziğe çevirdi. Yaklaşık on yıldır ana akım Türkçe pop müziğin pek çok hit şarkısı, Özdemir’in imzasını taşıyor.

Peki, Hayat neden böylesi bir efsaneye dönüştü? Sakin, “Radiohead ile Sezen Aksu arasında” gidip gelen dramatik bir hat kuran şarkılarıyla, Türkiye’deki ana akım rock müziğin dışında konumlanan özel bir alan açmıştı. Dahası, şarkı sözleri o güne dek alışılmış ifade biçimlerinin dışına çıkan söz dizimleri ve referanslarla örülüydü.

Bugünden bakıldığında Hayat, yalnızca güçlü bir ilk albüm değil; aynı zamanda yayımlandığı dönemin Türkiye’sine dair duygusal ve kültürel bir bellek kaydı olarak da okunabilir.

Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanı olduğu 2004 yılında, 37 kişinin hayatını kaybettiği Pamukova tren katliamına ithafen yazılan “Denek Hayatım”, “aşk bir kaza, bizse sağ kurtulduk” dizesiyle Sevgi Soysal’a selam çakan “Edepsiz Komedya” —klibi o dönem rant için tahliye edilen Sulukule’de çekilmişti—, “öteki”nin dilinden bir isyan şarkısı olan “Dönsün”, “hoş, senin de bir varoluş sebebin var; yakından uzaktan alakam olsa mutluyum” dizesiyle aşkın en özgün tanımlarından birini yapan “Laleler Beyaz”, albümün unutulmaz parçalarındandı. Albümü kapatan şarkı Sentetik Sezar ise Sezar’ın öyküsüne denk düşecek şekilde bir iktidar sarhoşunun kan dondurucu hapishane işkencesini detaylandırır gibiydi. Tarihi, hapishane işkenceleriyle dolu olan bir ülkede; 1980’lerin Diyarbakır Cezaevi’nden, 2000 yılındaki Hayata Dönüş Operasyonu’na uzanan dev bir şiddet haritasını hatırlamak mümkündü. Albümün çıkış yaptığı 2000’ler özelinde; 2004’te ABD’li askerlerin Iraklılara sistematik işkence uyguladığı Ebu Gureyb Cezaevi’ni, emniyetteki Festus Okey cinayetini veya hapishanede işkenceyle öldürülen Engin Çeber’i ve daha nicelerini de unutmamalı tabii.

Sakin’in Hayat’ı yayımlandığında geniş kitlelerce fark edilmemiş bir albümdü. Albümü en az bir kez dinlemiş olanlar içinse “son kullanma tarihi” yok. Bir bellek anıtı, taze bir edebiyat önermesi veya ilk gençliğin derin bir melankolisi gibi yerinde sapasağlam duruyor. Bir kez dinleyenin yakasını bırakmayan, kulaklarımızda dönen bir yankı gibi. 

7) HANDE YENER - APAYRI (2006)

2000’lerde en güçlü çıkış yapan pop yıldızı tartışmasız Hande Yener’di. Sezen Aksu tedrisatından geçmiş bir vokal olmasına karşın, Yener’in imajı ve tavrı milenyuma göre güncellenmiş; daha düşük bütçeli, yeni nesil bir Ajda Pekkan’ı andırıyordu. Müzikal rotası doğrudan Sezen Aksu etkisiyle şekillenmemiş olsa da, şarkıcılığında Aksu’nun tınılarını belirgin biçimde taşıyordu. Ajda Pekkan gibi eski sevgilisine kapıyı gösterebiliyordu, ancak onun kadar mesafeli ve “cool” şarkı söyleyemiyordu henüz. Aksu’dan emanet alınmış vibratolar ve nağmelerle süslü, içli bir söyleyişe sahipti.

Öte yandan Madonna’nın “35 dolarla New York’a geldim” anlatısını hatırlatan bir “küllerinden doğan popstar” öyküsü vardı. Nişantaşı’nda tezgahtarlık yaptığı mağazadan spot ışıklarına uzanan, sıfırdan var olmuş bir yıldızdı. Uzan’ların karanlık İmparatorluğu’nun müzikteki ayağı olan Erol Köse prodüktörlüğünde yayımladığı ilk iki albüm, dönemin ticari açıdan en başarılı işlerindendi. Kariyerinin en avangart döneminde cover’ladığı Seyyal Taner klasiği “Naciye”de söylediği gibi: yıldız olmuştu, paraya doymuştu.

Ancak Yener için bu yeterli değildi. Küresel pop müzik sound’larını denemek, sınırlarını genişletmek istiyordu. Madonna’yı ve bir dönem gay ikonu olarak anılan, bugün ise azılı bir transfobik olduğu ortaya çıkan Roísin Murphy’yi kendine idol olarak bellemişti. Üçüncü albümü Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor, dönüşüm arzusunun işaretlerini taşıyordu. 2006’nın ilk aylarında ise bu huzursuzluk nihayet meyvesini verdi: İsmiyle müsemma Apayrı, gerçekten apayrı bir Hande Yener’i muştuluyordu.

Albüm için imajını ve styling’ini baştan sona yenileyen Yener, ağırlıklı olarak Mete Özgencil şarkılarından oluşan özenli bir repertuvar hazırlamıştı. Albümün en unutulmaz şarkılarından olan “Yola Devam” ve “Kim Bilebilir Aşkı”, 2012 yılında genç yaşta aramızdan ayrılan Ertuğ Ergin’in imzasını taşıyordu; çıkış şarkısı Kelepçe ise Alper Narman - Fettah Can ortaklığının ürünüydü. Apayrı, Batı merkezli güncel dans müziği sound’larını kucaklıyor; yer yer R&B’ye, yer yer synth-pop’a ve rock’a uzanıyordu. Dünya standartlarındaki bu sound Almanya’da kaydedilmiş, dönemin genç ve yetenekli aranjörleri Genco Arı ve Erdem Kınay’ın elinden çıkmıştı.

Yener, bu müzikal dünyaya uyumlanmak için vokalindeki Türk müziği etkilerini büyük ölçüde geride bırakmış, bambaşka bir şarkıcılık personasına bürünmüştü. Albüm, Özgencil’in derinlikli ve ironik sözleriyle, Madonna’nın Confessions on a Dance Floor dönemine yakın bir atmosfer yakalıyordu. Eski sevgiliye yapılan atarların ve giderlerin yerini; sorgulayıcı, slogandan uzak, varoluşsal kaygılarla örülü bir kendini arama hikâyesi alıyordu.

Bugün Hande Yener’e mesafeli duran dinleyicilerin bile cazibesine karşı koymakta zorlandığı Apayrı, yerli popüler müzik tarihinde bir efsane olarak yerini aldı. Ancak bu albümden kısa bir süre sonra Yener için işler rayından çıktı; sonrasında ise takibi güç, tutarsız, fobik söylemlerle bezeli, dağınık bir kariyer inşa etti. 

6) ŞEBNEM FERAH - KELİMELER YETSE (2003)

Şebnem Ferah’ın yapım sürecini “iliklerime kadar hissettiğim bir dönemdi” diyerek tanımladığı Kelimeler Yetse, yerli rock müzik sahnesinde etkisi kalıcı, öncesinde benzeri pek görülmemiş bir female rage albümüydü. Ferah, dünyadaki alternatif müzik sahnesinden pek çok kadın müzisyenle, sözler üzerinden kurduğu anlatıda güçlü bir duygusal bağ yakalıyordu.

Şarkı sözleri; Fiona Apple kadar öfkeli, Tori Amos kadar itirafçı, Alanis Morissette kadar yalın bir dili sahipleniyordu. Satır aralarında, heteroseksüel dünyanın ikili romantik ilişkilerine musallat olan ataerkil düzenin hayaletlerini kovalamak mümkündü. Kırılganlığın ve yaralanabilirliğin açıkça dile getirildiği ve sahiplenildiği albüm, dönemin genç ve ergen kızları ile kuir dinleyicileri için Şebnem Ferah’ı bir müzisyenden çok bir fenomene dönüştürdü.

Bugünden bakıldığında ise albümün, her yeni kuşakla birlikte yeniden doğduğunu görmek zor değil. TikTok’taki Gen Z kullanıcıları, özellikle Kelimeler Yetse albümünden seçtikleri şarkılarla yaptıkları editlerde, uzun süredir sahneye çıkmadığı için hiç canlı izleme şansı bulamadıkları Şebnem Ferah’ı yalvar yakar müziğe geri çağırıyorlar. Belli ki; Mayın TarlasıBen Şarkımı SöylerkenBabam OğlumGözlerimin Etrafındaki Çizgiler gibi şarkılar uzun yıllar kuşaklar boyunca dinlenmeye devam edecek. 

2000’Lİ YILLARIN EN İYİ 20 TÜRKÇE ALBÜMÜ: 20-16

2000’Lİ YILLARIN EN İYİ 20 TÜRKÇE ALBÜMÜ: 15-11


Ayrıca okuyun