20’den geriye saydığımız listenin ikinci bölümündeyiz. 31 Aralık'ta 10-6 ve 01 Ocak'ta ise 5-1 sıralamasıyla birinciyi hep birlikte göreceğiz.
2000’li yıllar, Türkiye’de müziğin hem estetik hem de politik anlamda yön değiştirdiği, popüler olanla alternatifin, yerel olanla küreselin iç içe geçtiği bir eşik dönemdi.
Dijitalleşmenin ivme kazandığı, ana akımın dönüşürken bağımsız sahnelerin görünürlük kazandığı bu on yılda Türkçe müzik; kimlik, yas, nostalji, aidiyet ve itiraz gibi temaları yeni sesler ve formlarla yeniden düşünmeye başladı. Bu liste, 2000’lerin ruhunu yalnızca satış rakamları ya da hit şarkılar üzerinden değil; dönemin kültürel iklimine temas eden, estetik riskler alan, bugün hâlâ etkisini sürdüren albümler üzerinden okumayı amaçlıyor. Türler arası geçişlere, kişisel anlatılara ve kolektif hafızaya açıldığına inandığım bu 20 albüm, 2000’ler Türkçe müziğinin kişisel olarak en kalıcı olduğunu düşündüğüm kayıtlardan oluşuyor.
15) AYLİN ASLIM - GELGİT (2000)

Aylin Aslım’ın 2000 tarihli ilk albümü Gelgit, hem kendi diskografisinde hem de yerli müzik piyasasında biricik olmayı başarmış bir ilk albüm. 1990’lı yıllarda Türkiye’de pop müzik fırtına gibi eserken, dünyada ise pop ve R&B’nin yanı sıra genç kuşağı etkisi altına alan, alternatif ve elektronik bir estetik sunan yeni bir müzisyenler kuşağı öne çıkıyordu.
Björk, Radiohead, Massive Attack gibi isimler; müzikal ve lirik açıdan yeni ifade biçimleri geliştiriyor, art pop’tan trip hop’a, elektronikten progressive house’a uzanan geniş bir yelpaze açıyordu. Gelgit, küresel müzik dilini Türkiye’de yakalamayı başaran nadir albümlerden biriydi.
Aylin Aslım, ilerleyen yıllarda kariyerini gitar–davul merkezli ana akım rock’a yönlendirdi ve bir daha Gelgit’in sularına dönmedi. Buna rağmen albüm, ticari kaygılardan uzak, cesur ve unutulmaz bir ilk iş olarak yerli müzik tarihinde yerini aldı.
Gelgit bugün en çok “Senin Gibi” şarkısıyla hatırlanıyor. Yıllar içinde bir klasiğe dönüşen parça, yayımlandığı dönemde ana akım müzik kanallarının bile görmezden gelemeyeceği bir ivme yakalayarak, yıllar içinde kült statüsüne ulaştı. Albümü daha derinlemesine keşfetmek isteyenler için ise “4 Gün 4 Gece”, “Dalgalar” ve “Yıldızlar Var” benim önerim olsun.
14) CANDAN ERÇETİN - ELBETTE (2000)

1990’ların en unutulmaz çıkışlarından biri Candan Erçetin’e aitti. Ana akım medyanın alışık olmadığı bir tavra ve karizmaya sahipti. 1995 çıkışlı ilk albümü Hazırım yayımlandığında, ne yaptığından emindi ve müzikal olarak nereye gideceğine dair net bir yol haritasına sahipti. Müziği, 90’lı yıllar boyunca Balkan halk müziklerinden güncel elektronik pop sound’larına, Fransız şanson geleneğinden çağdaş pop estetiğine uzanan doygun ve melez bir yapı sundu.
Şarkı sözlerinin büyük bölümü Mete Özgencil’in kaleminden çıkıyordu. Özgencil’in dili özgün, sivri ve ironikti; klişe dramatik ifadelerden uzak duran şarkı sözlerini tercih ediyordu. Dahası, Özgencil ile Erçetin arasında güçlü bir uyum vardı. Bu uyum yalnızca şarkılarla sınırlı kalmıyor; ikilinin organizasyon ve reklam ajanslarından gelen iş deneyimleri video kliplere de yansıyordu. Ortaya çıkan işler son derece akılda kalıcı oluyor, bugün artık kült mertebesine ulaşmış video kliplere imza atıyorlardı. Özgencil’in yazdığı sözler ve çektiği klipler, Erçetin’in sesi ve tavrıyla birebir örtüşüyordu.
Tüm bunlar birleştiğinde, dönemine göre “geç başlamış” bu kariyer kısa sürede benzersiz bir ivme kazandı. 90’lar sona ererken Candan Erçetin, kendinden iki kuşak önce gelen Sezen Aksu, Nükhet Duru ve Nilüfer gibi divalarla aynı saygınlığa ve güvenilirliğe sahipti dinleyici nezdinde. 2000 yılında yayımlanan Elbette ise Erçetin’in kariyerindeki magnum opus olarak, Türkiye’nin yeni yüzyılındaki ilk büyük hit albümü ve şarkısıydı.
Erçetin, Elbette albümü için 90’lar boyunca ses getiren, özgün fikirli ve düşük bütçeli video klip pratiğini bir kenara bırakmış; albümü klipsiz sunarak dinleyicisinin sadakatini test etmişti. Sonuç, öncekilerden de iyiydi. Elbette, kariyerinin ticari açıdan en başarılı albümü oldu. Bunun en önemli nedenlerinden biri, 17 Ağustos 1999 depremiyle büyük bir toplumsal travma yaşayan Türkiye’nin kasvetli ruh hâlinde “Elbette” şarkısının, geride kalanlar için bir hayata tutunma marşı işlevi görmesiydi.
Albüm, bu güçlü şarkının yanı sıra Erçetin–Özgencil ikilisinin olgunluk dönemine ait işlerden oluşuyordu; parçalar önceki albümlerdekine kıyasla daha da iyiydi. Üstelik Candan Erçetin, bu albümle birlikte söz yazarı kimliğini de belirgin biçimde öne çıkardı. Hazırım’dan bu yana kurduğu kendine özgü melez sound, bu kez dönemin genç ve yetenekli aranjörleri Kıvanç K. ve Alper Erinç’in dokunuşlarıyla neredeyse kusursuz bir sonuca ulaştı.
Elbette’nin yanı sıra “Söz Vermiştin”, “Olmaz”, “Saçma”, “Annem” gibi şarkılar yıllar içinde büyük klasiklere dönüştü. Bir Türk sanat müziği eseri olan “Unut Sevme” ise yeni düzenlemesi sayesinde radyolarda geniş yer buldu ve dönemin hit parçalarından biri hâline geldi. Ancak Elbette albümü, tıpkı 90’lar fırtınasını başlatan Sezen Aksu–Onno Tunç başyapıtı Gülümse ile aynı makûs talihi paylaştı: Gülümse, tüm başarısına rağmen Aksu ve Tunç ikilisinin son ortak albümü olmuştu; Elbette de Erçetin ve Özgencil’in hem zirve noktası hem de son durağıydı. Bir daha bu iki ismi yan yana göremeyecektik.
13) REPLİKAS - AVAZ (2005)

Gökçe Akçelik, Orçun Baştürk, Barkın Engin, Selçuk Artut ve Özer Yalçınkaya’dan oluşan Replikas, yerli müziğin en özgün gruplarındandı. Tek bir türe yerleştirilmeleri mümkün olmayan Replikas, bu durumu esprili bir biçimde “gulyabani müzik” yaptıklarını söyleyerek tarif ediyordu. Peyote yıllarının en iz bırakan gruplarından biri olan Replikas’ı yine de tanımlamak gerekirse; Sonic Youth’u da Aphex Twin’i de aynı çatı altında düşünen, Hakkı Bulut’la Erkin Koray’ı aynı anda seven, Anadolu türkülerinden halaya uzanan; yeraltı sahnelerinde doğan doğaçlamayla şekillenen, nefes alan bol gözenekli bir müzikten söz etmek mümkün.
Köledoyuran ve Dadaruh’nin ardından gelen 2005 tarihli üçüncü albümleri Avaz, kendilerine has müzikal hattın zirve noktasıydı. Mayıs 2005’te Doublemoon etiketiyle yayımlanan albümün prodüktörlüğünü, Sonic Youth ve Pussy Galore gibi isimlerle çalışmış Wharton Tiers üstlenmişti. Avaz, aynı zamanda bir prodüktörle kaydedilmiş ilk Replikas albümüydü.
Albümün önceki iki çalışmadan ayrılan başlıca yönleri; enstrümantal parça sayısının azalması, şarkı sözlerinin belirgin biçimde artması ve gitarın daha merkezi bir konuma yerleşmesiydi. Elektronik seslerle gitarın önceki işlere kıyasla daha bütünlüklü ve süreklilik arz eden bir yapı kazandığı albüm, eski şarkıları “Ömür Sayacı”nın da yeniden yorumunu barındırıyordu. Sürekli devinim hâlindeki Replikas müziğinin en inceltilmiş hâllerinden biri bu albümde karşımıza çıkıyordu.
Post-punk tavrın daha belirgin hissedildiği, artan sözlerle birlikte yakın zamanda kaybettiğimiz Gökçe Akçelik’in sesini daha fazla duyduğumuz bir Replikas albümü olması bakımından Avaz özel bir yerde duruyor. Replikas’ın kimseye benzemeyen, fikirlerin ve çağrışımların serbestçe dolaştığı müziğini hatırlamak için hâlâ en iyi seçenek.
12) CAN GÜNGÖR - SULAR DAR (2020)

Can Güngör, müziğin her aşamasında imzası olan bir müzik insanı olarak girdi hayatımıza. Söz yazarı, besteci, aranjör, vokal ve prodüktör olarak son on yılın pek çok önemli müzisyeninin ve grubunun sahnesinde ya da prodüksiyonlarında yer aldı. Mabel Matiz, Ceylan Ertem, Yasemin Mori, Göksel, Melike Şahin, Kara Orkestra ve Büyük Ev Ablukada bu isimlerden yalnızca bazıları.
Takvimler 2015’i gösterdiğinde Güngör, ilk solo albümü Silik Düşler’i yayımladı. İlk saniyeden itibaren kasvetli ve buğulu atmosferiyle dinleyiciyi içine çeken albüm, müzikal becerileri zaten bilinen Güngör’ün aynı zamanda güçlü bir söz yazarı ve yetkin bir hikâye anlatıcısı olduğunu da ortaya koyuyordu.
Pandeminin ilk günlerinde yayımlanan ikinci albüm Sular Dar ise, deyim yerindeyse Güngör’ün söz yazarlığında rüştünü ispatladığı bir çalışmaydı. Yetmiş dakikalık süresiyle oldukça hacimli olan albüm, müzikal açıdan da sanatçının kariyerindeki en yetkin işlerinden biri olarak öne çıkıyor. Küçük bir odadan hem dünyaya hem de içeriye bakarak yazılmış hissi veren bu şarkılar, zamanla genişleyen ve kolektif bir ruh hâline de temas edebilecek esneklikte bir yapı kuruyordu. Can Güngör’ün Sular Dar’ı, Barış Bıçakçı’nın deyimiyle “günlerin aynı kaba damlamadığı”, sokaktaki yaşamın Béla Tarr’ın Torino Atı’ndaki at gibi kapıda huysuzlandığı karantina zamanlarının adeta soundtrack’i olarak ses veriyordu.
İlk etapta Ortaçgil–Kızılok hattına yakın tınlayan Güngör’ün müziği, Sular Dar ile birlikte aslında ne denli geniş bir yelpazeye uzandığını açık biçimde gösterdi. Bir söz yazarı olarak kişisel hikâyelerini ve gözlemlerini parçalı, sıçramalı bir anlatıyla kuran Güngör, bu albümle beraber üslubunu iyice oturtuyordu. Bir telli çalgılar ve nefesliler geçidi niteliğindeki albümün müzikal yelpazesi de oldukça genişti: synth-pop’tan progresif rock’a, indie pop’tan art rock’a, arp’tan mellotron’a, oradan çocuk korosuna dek uzanan; minimal ama içten içe gerilimli, tekrarlarla güçlenen bir ses evreni kuruyordu. Böylelikle Sular Dar’la birlikte Güngör, kendine alternatif müzik sahnesinde özgün ve özerk bir alan açıyordu. Bunun yanı sıra Nilipek, Melike Şahin, Göksel, Gülinler ve Bartu Küçükçağlayan gibi isimlerden oluşan dev bir kadronun vokallerde yer alması, albüme 90’lar albümü hissi de kazandırıyordu.
Güngör’ün içine nüfuz edebilmek için belli bir edebî duyarlılık, konsantrasyon ve sabır talep eden özenli sözel ve müzikal dünyası; başından beri tutarlı ve bilinçli biçimde sürdürdüğü siyah-beyaz görsel estetiğiyle güçlü bir uyum içindeydi. Yapıntı bir ormanın içinde, profilden bize dönüp baktığı kapak fotoğrafı albümün yapısı ve ruhuyla fazlasıyla örtüşüyordu. Müziğin ve sözlerin ruhunu bu denli iyi sezebilen görseller için Zeynep Özkanca’ya şapka çıkarmak gerek.
2000’lerin en nev-i şahsına münhasır ve en “karantina ruhlu” albümlerinden biri olan Sular Dar’ı hâlâ keşfetmediyseniz, ısrarla tavsiye ederim. Derinlerde yüzen, biraz kara bulutlu ve zor sorularla barışık biriyseniz, bu albüm tam size göre. Bahçeden çocuk sesinin gelmediği, çekili perdelerin ardında kendimize öğütler verdiğimiz, dönmeyen devrana sövdüğümüz ve hiçbir şeyin olduğu gibi kalmamasına hayıflandığımız anlar için daha iyi bir eşlikçi zor bulunur.
11) VEGA - HAFİF MÜZİK (2006)

Türkçe rock sahnesinin nev-i şahsına münhasır gruplarından Vega, 1999 yılında başlayan kariyerini az sayıda albüme rağmen bugüne dek diri tutmayı başardı. Esasında Deniz Özbey ile Tuğrul Akyüz’ün emsalsiz uyumuna dayanan Vega’nın neredeyse her şarkısı, dinleyici nezdinde eşine az rastlanır bir kalıcılık kazandı.
Grubun müzikal olarak zirveye ulaştığı ve ardından yaklaşık on yıllık bir ara vermesine rağmen etkisini yitirmeyen Hafif Müzik, bugün artık Türkçe rock müziğin klasiklerinden biri. O güne dek Türkiye’de çok fazla iyi örneğine rastlanmayan elektronik rock estetiğinin en güçlü örneklerini barındıran albüm, Deniz ve Tuğrul’un ev yapımı bir müzik anlayışıyla şekillendi. Bu eşine az rastlanır incelikteki prodüksiyon, Hafif Müzik’i bugüne getiren uzun raf ömrünün en büyük sebeplerinden biriydi.
Deniz Özbey’in kendine has şarkıcılığı ve içe dönük söz yazarlığıyla Vega, 2000’lerde zirve yıllarını yaşayan yerli rock sahnesinde unutulmaz bir imza atmayı başardı. Hafif Müzik, Vega’nın alametifarikası olan tüm bileşenlerin en dengeli ve konsantre hâlini bir araya getiriyordu. The Cure, Placebo ve Blonde Redhead gibi gruplarla akrabalık kurulabilecek sözel ve müzikal çizgisiyle albüm, hem Vega’nın kendi kuşağı tarafından hem de kendinden sonraki nesiller tarafından dinlenmeye devam ederek yirmi yılı aşkın süredir güncelliğini koruyor.
Tüyler ürperten girişiyle “K-9”, catchy melodisiyle kulaklara kazınan “Serzenişte”, tam zaaflı tutkunun şarkısı “Elimde Değil”, Ankara’da karlı bir sabahı tasvir eden unutulmaz “Ankara” ve oyuncaklı sözleriyle dile dolanan “Yalnızca Ben Yüzlerce Sen”, albümün öne çıkan parçalarından bazıları.