“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

2000’Lİ YILLARIN EN İYİ 20 TÜRKÇE ALBÜMÜ: 20-16

2000’li yıllar, Türkiye’de müziğin hem estetik hem de politik anlamda yön değiştirdiği, popüler olanla alternatifin, yerel olanla küreselin iç içe geçtiği bir eşik dönemdi.

Dijitalleşmenin ivme kazandığı, ana akımın dönüşürken bağımsız sahnelerin görünürlük kazandığı bu on yılda Türkçe müzik; kimlik, yas, nostalji, aidiyet ve itiraz gibi temaları yeni sesler ve formlarla yeniden düşünmeye başladı. Bu liste, 2000’lerin ruhunu yalnızca satış rakamları ya da hit şarkılar üzerinden değil; dönemin kültürel iklimine temas eden, estetik riskler alan, bugün hâlâ etkisini sürdüren albümler üzerinden okumayı amaçlıyor. Türler arası geçişlere, kişisel anlatılara ve kolektif hafızaya açıldığına inandığım bu 20 albüm, 2000’ler Türkçe müziğinin kişisel olarak en kalıcı olduğunu düşündüğüm kayıtlardan oluşuyor. 

20’den geriye sayacağımız listeye giriş yapıyoruz…

20) TUĞÇE ŞENOĞUL - GÖLGELERİNE (2017)

    “Seni Görmem İmkânsız” ve “Kahinar”’dan sonra ilk solo albümü Gölgelerine ile 2017’de dinleyiciyle buluşan Tuğçe Şenoğul, yalnızca bir ilk albüm yayımlamakla kalmadı; aynı zamanda 2000’ler yerli müziğinin en yaratıcı işlerinden birine imza attı. Taner Yücel ve Görkem Karabudak prodüktörlüğünde hazırlanan albüm, yerli müzikte pek alışık olunmayan türden atmosferik bir pop estetiği öneriyordu.

    Şenoğul, bir söz yazarı olarak kelimelere takla attırmadan; güncel, temiz ve ekonomik bir Türkçeyle derdini anlatmayı tercih ediyordu. Bu sade sözel yapı, onu dönemdaşlarından belirgin biçimde ayırıyordu. Albümün atmosferik dünyasını güçlendiren katmanlı synthesizer’ların en güçlü eşlikçisi ise Şenoğul’un patlamaktan ziyade bir dış ses gibi sızan, mesafeli vokalleriydi. Küçük ataklar ve zaman zaman devreye giren nüanslı vokal oyunları, albümde belli belirsiz bir nostalji dokusu yaratıyordu.

    Tekinsiz, katmanlı ve karanlık bir ses evrenine yer yer eklenen analog hissi, Gölgelerine’yi bir David Lynch filminin soundtrack’i olabilirmiş gibi düşündürüyor. “Başka türlü bir yerli pop müzik mümkün mü?” diye soranlara, ısrarla tavsiye edilir.

    19) BÜLENT ORTAÇGİL - GECE YALANLARI (2003)

      Hiç keşfedilmemiş şarkılardan oluşan bir Bülent Ortaçgil albümü kaldı mı hâlâ? Bu soruya verilecek yanıt belli: Gece Yalanları.

      Malum Ortaçgil şarkıları pop müzik kalıplarının dışındadır; söz ağırlıklıdır, sindirmesi zaman ister. Bu sebeple her albümünden yıllar sonra mutlaka bir şarkı geniş kitlelere ulaşır. İkinci Perde’den “Beni Kategorize Etme”, Bu Şarkılar Adam Olmaz’dan “Sensiz Olmaz”, Light’tan “Eylül Akşamı”, Oyuna Devam’dan “Bu Su Hiç Durmaz” aklıma gelen ilk örnekler.

      Ancak çıkışının üzerinden yirmi iki yıl geçmesine rağmen Gece Yalanları’ndan hâlâ bir Ortaçgil “hiti” çıkmadı. Oysa albüm, Ortaçgil diskografisinin en ayrıksı ama aynı zamanda en bütünlüklü ve incelikli işlerinden biri olarak hâlâ keşfedilmeyi bekliyor. Bugün Gece Yalanları, Ortaçgil dinleyicisi için bile yeterince sindirilememiş bir albüm olarak yerini koruyor.

      Ortaçgil’in kendimize, flörtlerimize ve eski sevgililerimize söylediğimiz yalanlardan yola çıkararak kurduğu sözel tema, bu albümü onun bir söz yazarı olarak en ustalıklı işlerinden birine dönüştürüyor. Gündelik detayların içgörüyle derinleşip ironiyle biçimlendiği şarkı sözleri; Gece Yalanları’nın açılışından kapanışına dek Ortaçgil’in kariyerinin en etkili hikâye anlatıcılığı performanslarından birine imza atmasını sağlıyor.

      Müzikal açıdan da oldukça zengin olan Gece Yalanları, Ortaçgil albümleri içinde caz ve blues tınılarını en yoğun taşıyan çalışma olmasıyla da ayrılıyor. Albüme adını veren “Gece Yalanları” ve “Çoktular Ama Yoktular” gibi parçalardaki nefis yaylı düzenlemeleri de bu bütünlüğü şık bir biçimde tamamlıyor. Baştan sona bakıldığında albüm, sözel ve müzikal olarak üst üste dizilmiş tuğlaların ördüğü bir duvar gibi: Her parça bir sonrakini çağırıyor. Bu yüzden belki de yirmi iki yıldır albümden tek bir şarkı alıp çıkaramıyoruz; Gece Yalanları sizden bu anlatıya baştan sona eşlik etmenizi istiyor.

      İyisi mi, Ortaçgil’in Ortaçgil şarkılarıyla zamparalık etmeye kalkanları alaya aldığı “Bir Tek Sen Yalanı”na, bir ev içi sessizliğini ressam titizliğiyle donduran “Hiçbir Zaman”a, şiddetin döngüselliğine işaret eden “Fark Etmeden”e ve bir kaybın ardından arayışı dillendiren sözleriyle “Sakın Şaşırma”ya uzun uzun kulak verin.

      18) MİRKELAM - MUTLU OLMAK İSTİYORUM (2006)

        “Tek gecede şöhret” olmasıyla yerli pop müziğe adını kazıyan Mirkelam, çok ses getiren ilk albümünün ardından yayımladığı diğer işleriyle bir daha aynı ilgiyi göremese de müzikal açıdan üstüne koyarak ilerledi. 2006 tarihli Mutlu Olmak İstiyorum ise Mirkelam’ın kendine has pop sentezinin en incelikli hâlini sunduğu albüm olarak öne çıkıyor.

        Aynı anda hem muzip hem melankolik olmayı başaran şarkı sözleri, güncel dili ve argo deyişleri ustalıkla kullanmasıyla da ilgi çekiciydi. 70’lerin erotik yerli filmlerinin adlarını alt alta dizerek yazdığı ve albümün lokomotif parçası olan Asuman; catchy melodisiyle ilk saniyeden yakalayan, kıpır kıpır bir aşksızlık ağıtı olan Elma Değil Ayva; buğulu sound’u ve içli sözleriyle kalbe oturan Mutlu Olmak İstiyorum; bir Yeşilçam filminin ayrılık sahnesini andıran Martılar Şarkılar Vicdansızve daha 2006 yılında ileride yaşanacak selfie çılgınlığını haber veren klibiyle Bir Fotoğraf Çekinebilir Miyiz?, albümün öne çıkan durakları. Volga Tamöz prodüktörlüğündeki albüm, Mirkelam’ın sesini, sözünü 2000’lere taşıyan modern ve yenilikçi bir çizgide dönemin en başarılı işlerindendi.

        17) MELİKE ŞAHİN - MERHEM (2021)

          2020’lerin en öne çıkan seslerinden biri kuşkusuz Melike Şahin’di. 2017’de yayımladığı “Bi’ Fırlatsam” teklisiyle mütevazı bir başlangıç yapan kariyeri, 2010’ların sonuna gelirken “Tutuşmuş Beraber” ile büyük bir dönüm noktası yaşadı. Türkiyeli dinleyicinin kulağına son derece yatkın, duygusal ve alaturka bir tona sahip şarkı kısa sürede büyük bir hite dönüştü.

          Birbiri ardına gelen başarılı teklilerle ivmesini koruyan Şahin, 2021’de yayımlanan ilk albümü Merhem ile bu çıkışı taçlandırdı. Pandemi dönemi üretimi olan Merhem, Melike Şahin’e Harbiye Açıkhava’nın kapılarını hızla açan; onu ana akımın en üst ligine taşıyan, son beş yılın en güçlü ve etkili ilk albümlerinden biri oldu.

          Merhem’in başarısı elbette tesadüf değildi. Her güçlü ilk albüm gibi, döneminin ruhuna temas eden ve ihtiyaçlarına karşılık veren bir işti. Melike Şahin, bir söz yazarı olarak ayakta durmanın ve hayatta kalmanın önemini merkeze alan şarkılar yazıyordu. Türlü acılardan, badirelerden ve travmalardan sağ salim çıkmış bir kadın ozan mitolojisini, benzer kelimelerle her şarkıda yeniden kuruyordu.

          Şahin’in şarkıları; gerek pandeminin yarattığı kırılganlık ortamında gerekse iktidarın politikalarıyla kamusal alanın kadınlar ve kuirler için giderek daralıp tekinsizleştiği bir dönemde, ifade alanı bulamayan kitleler için bir duygusal sağaltım aracına dönüştü. Merhem, tam da bu nedenle yalnızca bir çıkış albümü değil; bir dönemin ruh hâlini taşıyan kolektif bir tutunma alanıydı.

          Melike Şahin, şarkılarının yolculuğunu yakından takip eden ve bunu doğru biçimde okuyan biriydi. Şahin, bu sağaltıcı gücün farkına vardıkça, en kişisel hikâyelerini anlattığı şarkılarında bile kolektife eklemlenebilecek vurguları özenle seçip parlatıyordu. Albümün kapanış parçası “Bedelini Ödedim”in dizelerinin kısa sürede 8 Mart gece yürüyüşlerinde taşınan dövizlerde yer bulması tesadüf değildi. Merhem’in açılış şarkısı “Serim”deki “dökülüyor derman sesimden” dizesi ise, Şahin’in kendisini dinleyici için bilinçli biçimde bir “şifacı” konumuna yerleştirdiğini açıkça gösteriyordu.

          Büyük zorluklara rağmen hayatta kalan, şarkılarıyla kadınlara, kuirlere el uzatan söz yazarlığı personası; kendinden önceki kuşaklardan Nazan Öncel ve Şebnem Ferah gibi isimlerin sözel ve duygusal mirasına da doğrudan temas ediyordu. Şahin’in kurduğu müzikal evren ise yerli dinleyici için tanıdık tınıların güncel seslerle yeniden örülmüş hâli gibiydi. Kendi isimlendirmesiyle “Akdeniz arabesk” çizgisinde; 1990’ların Sezen Aksu imzalı pop müziğinden, 70’lerin Anadolu popuna, 80’lerin yerli özgün müziğinden arabesk tınılara uzanan geniş bir yelpazeyi bir araya getiriyordu. Bu sentezin oluşmasında, Maya albümündeki işleriyle dikkat çeken Sabi Saltiel, Emre Malikler ve Uri Brauner Kinrot gibi prodüktörlerin payı büyüktü.

          Melike Şahin, kentli dinleyici için de cazip bir seçenekti. Neoarabeskin yükseldiği 2010’lu yıllarla birlikte kentli orta sınıfın içki masasında kederleneceği “steril” arabesk ihtiyacı belirginleşmişti. Melike Şahin’in şarkıları, yalnızca politize olmuş ve örselenmiş kitlelere değil; beyaz yakalılara da hitap eden, ince ayarlı ve yer yer hesaplı bir efkâr taşıyordu.

          Şahin, ikinci albümüyle de bu başarı grafiğini sürdürdü. Bu süreçte sosyal medyada zaman zaman sert ve organize tepkilere maruz kalsa da, şarkılarının kitleler üzerindeki etkisinin tekil bir şarkının ötesinde olduğunun farkındaydı. Şahin, müziğinin ulaştığı kitlelere dair yüksek bir farkındalığa sahip olmasına rağmen; iktidara göbekten bağlı sermayesiyle bilinen, erk sarhoşu bir medya patronu olan Acun Ilıcalı ile çalışmakta da bir sakınca görmedi. Zirvede ama dikenlerle dolu bir yolda ilerleyen bu kariyerin nereye evrileceğini zaman gösterecek; değişmeyecek olan ise Merhem’in 2020’ler Türkiye’sinde iz bırakan en önemli ilk albümlerden biri olduğu gerçeği.

          16) GENÇ OSMAN YAVAŞ - GÖKYÜZÜ MASMAVİ (2012)

            90’lı yılların efsanevi rock gruplarından Mavi Sakal’ı hatırlayanlar vardır. Peki, Mavi Sakal denilince akla ilk hangi şarkı gelir desem? Büyük ihtimalle yanıt “İki Yol” olacaktır.

            “İki Yol”daki o unutulmaz vokalin sahibi Genç Osman Yavaş, şarkıdan yaklaşık on beş yıl sonra, 2012 tarihli ilk solo albümü Gökyüzü Masmavi ile sessiz ve etkili bir geri dönüş yaptı. Gökyüzü Masmavi, 2000’ler yerli müziği içinde iddiasızca yayımlanmış ama tesiri zamansız; dönemin en iyi albümlerinden biri olarak anılmayı hak eden bir işti.

            Müziğe ara verdiği on beş yılda çevirmenliğe ve yazarlığa ağırlık veren Yavaş, çocuk kitaplarının yanı sıra Rilke ve Goethe çevirileriyle de bilinen bir isim. Müziğe uzun bir edebiyat arası veren Yavaş’ın dönüş albümü Gökyüzü Masmavi, belki de bu nadas döneminin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan derinlikli bir çalışmaydı. Yavaş, Türkiye’de daha çok Bülent Ortaçgil ve Mehmet Güreli hattında şekillenen kent müziği geleneği içinde bu albümle kendine özgü bir yer ediniyordu.

            Baştan sona tutarlı, dingin, temiz ve sade bir dille yazılıp çalınan şarkılar, Yavaş’ın kendine has vokaliyle kusursuza yakın bir şekilde taşınıyordu. Yerli müzik piyasasında kolay rastlanmayan bu rafine müzik hâlâ keşfedilmeyi bekliyor denilebilir. Şehrin tam ortasındaki bir evin en sessiz odasındaymışız hissi veren bu şarkılarda hiçbir parça diğerinin önüne geçmiyor; hepsi, iyi bir öykü kitabının art arda gelen öyküleri gibi, mükemmele yakın bir uyumla var oluyor.

            Yine de sivrilen anlar yok değildi: “Kayıp Yıldız”ın ağlayan trompeti, “Dilek Tutmak”taki Aylin Aslım eşliği, “Bu Şehirden”in alttan alta dört nala koşan kemanları kulaklarda uzun süre kalması olası. Kavgaları bitirmeye, yalnızlığı sevmeye, bazı şeyleri kabullenmeye ve —zor olsa da— anlamaya niyetliyseniz, yolunuzu bu şahane albüme düşürmenizi öneririm.

            Listenin geri kalanı için takip etmeyi unutmayın! 30 Aralık'ta listenin 15-11 sıralaması; 31 Aralık'ta 10-6 ve 01 Ocak'ta 5-1 sıralamasıyla birinciyi hep birlikte göreceğiz.


            Ayrıca okuyun