“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

İŞGAL VE DİRENİŞİN KAPLANLARI

Juhea Kim

Juhea Kim’in ‘Küçük Ülkenin Kaplanları’, Japon işgaliyle birlikte direnişin de örgütlendiği koloni Kore’sinde geçen epik bir anlatı. Çok güçlü finaliyle okurun zihninde yer eden nefis bir roman. 

Kaplan, Kore’de gücün ve kudretin simgesi olarak kutsallık atfedilen bir hayvan; halkın koruyucusu ve muhafızı olduğuna inanılıyor. Kore masallarının da vazgeçilmez kahramanı kaplanlar. II. Dünya Savaşı’nda öldürülen son Kore kaplanının ülkeye lanet getirdiğine, Kore’nin hiçbir zaman bütün olamayacağına inananlar da az değil. Juhea Kim’in ilk romanı ‘Küçük Ülkenin Kaplanları’nın açılışında bizi bir kaplanın karşılaması, okuyacağımız romanın ne denli derin olacağına dair iyi bir referans noktası.

İncheon’da doğan ve 9 yaşında ailesiyle Amerika’ya yerleşen Juhae Kim, yazın hayatına öykü yazarak başladı. Menajerinin roman tavsiyesi üzerine yazdığı ilk romanı ‘Küçük Ülkenin Kaplanları’ (2021) hayli ilgi gördü, 15 dile çevrildi. 2024’te ikinci romanı ‘City of Night Birds’, 2025’te ise yazın yolculuğunun başından beri biriktirdiği öykülerini topladığı ‘A Love Story From the End of the World’ü yayımladı.

Duygu Akın’ın nefis çevirisiyle

Türkçede ilk kez Duygu Akın’ın nefis çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan ‘Küçük Ülkenin Kaplanları’, kısaca epik bir saga sunuyor okuruna: 1917’den 1965’e uzanan hikâyede, Japon işgâli altındaki Kore’de yaşananlar, geniş karakter yelpazesiyle harmanlanan bir anlatı sunuyor. Romanın merkezinde yer alan temalar aşk, savaş, sömürgecilik, eril tahakküm, kadın hareketi, pişmanlık gibi çeşitlenirken anavatanıyla kurduğu bağın bir tezahürü olan romanında Juhea Kim, büyükbabasından dinlediği geçmiş hikâyelerin ateşiyle besliyor olayları.

Romanın nüvesini oluşturan olgu, Korelilerin ‘inyeon’ dedikleri kader anlayışı: Hayatta yaşananlar tesadüf değil, bilakis plânlı takdir anlayışının sonuçlarıdır, insanlar bu nihai kaderden kaçamazlar. Tüm karakterlerin yaşam çizgisine nüfuz eden bu anlayışı yazar, birçok söyleşide dile getiriyor.

Yoksul Jade ile yetim JungHo’nun kaderi   

İki ana karakter dikkat çekiyor: Fakir bir ailenin kızı Jade ve yetim çocuk JungHo. Japonların geyşaları gibi Kore kültüründe de zengin iş adamlarına hizmet eden gisang -ginya da deniyor- kurtizanlar vardır. Böyle bir eğitim almak, o kadının evlenip çocuk sahibi olamayacağı anlamına gelir, toplum tarafından kör gözle bakılır.

Jade, kurtizan eğitimi alması için Silver’ın çırağı olur. Burada Silver’ın kızları Lotus ve Luna’yla arkadaşlık kurar. Silver’ın kuzeni Dani’nin ziyareti sonrası üç genç kız, gerçek kurtizan eğitimi almak için Dani’nin yanına taşınır. Çünkü Dani, etrafı geniş, saygı duyulan, çok güzel bir kurtizandır. 

JungHo ise babasını kaybettikten sonra köyünden çıkıp Seul’e gelir ve hırsızlıkla ayakta kalan bir çeteye katılır. Zamanla çetenin lideri olur, zirâ epey kudretli, dövüşte de mahir bir çocuktur. 

İşte bu iki çocuğun yolları -hiç kopmamacasına- inyeon’un hükmünde kesişir: Kurtizanların geçit töreni sırasında göz göze gelirler. Mühür tam da burada vurulur. Sonrasında yaşananlar: Jade ünlü bir aktris olur, JungHo komünist harekete katılır. Peşlerinden sürükledikleri makus talihleri başlarına bir dolu iş açar.

Aşk ve nefret ikilemi

Romanın en temel özelliklerinden aşk, farklı boyutlarda cana gelir: Jade ve JungHo’nun çocukluk aşkları, ünlü oyuncu olduktan sonra Jade’in çekçek sürücüsü HanChol’e duyduğu hakiki aşkı. Çözülemeyen bir aşk ve nefret ikilemi oluşturur bu örüntü. Fakat özünde Jade’in yüreğindeki nahif duygular yatar. Elbette her aşk gibi zorluklarla sınanır, Jade’i birinden diğerine savurur. 

Bir başka önemli nokta, savaşın tüm romana yayılan korkunç tesiri: Açlık, sefalet, sınıf farkı, Japon askerlerinin şiddeti, ajanlık, işçilerin durumu gibi geniş bir perspektifle okura sunulur bu tarihi kurmacada. Savaş ve aşkın birbirini tamamlayan temalar olduğunu bildiğimiz için romanın lezzetini artıran öge olarak değerlendirmek mümkün.

Yine romanda öne çıkan bir gerçeklik ise patriyarkal sistem ve eril tahakküm. Günümüzde Japon kültürünün ne denli nezaketle, gelişmişlikle anıldığını düşünürsek Japon askerlerinin, Koreli kadınlara tecavüz etmesi, kurtizanları kullanması, hamile kadınları öldürmesi işin aslında öyle olmadığını gösteriyor. Nitekin yapılan araştırmalarda, Japonya’da ev içi şiddetin ve kadın intihâr oranlarının epey yüksek olduğu görülüyor. Juhea Kim de romanında bu konuyu çok iyi işleyerek feminist yansımalar sunuyor okura. 

Güzellik anlayışı da işleniyor romanda. Luna ve Jade çok güzeldir. Luna, talihsiz bir olay sonrasında hamile kalıp yaşam enerjisini kaybetmese farklı bir yoldan gidebilecekti. Öte yandan Lotus ne ablası ne de annesi kadar güzeldir, sadece müthiş bir sesi vardır ve genelde geri planda kalır. Oysa sanata biçilen değer güzellikle değil, yetenekle olmalıdır.

Kutsal kaplanın ruhu her daim okurlar birlikte

PyongYang sadece kurtizanlar ve hırsızlardan oluşmaz. Dani’nin de Jade’e benzer biçimde iki erkek arasında kaldığını görürüz: Bir yayınevi sahibi ve Kore’nin bağımsızlığına gönül vermiş bir aktivist. İkisi de son derece elzem bir rol oynar romanda.

‘Küçük Ülkenin Kaplanları’, zaman atlama tekniğinin iyi bir örneği, karakterlerinin yaşamlarına dair gerçekçi bir izlek sunuyor. Başta atıfta bulunan kutsal kaplanın ruhu her daim okurlar birlikte, aynı zamanda ülkenin kaderini de gözlemliyoruz. Günbegün değişen şartlar, savaşın götürdükleri, zengin ve fakir arasındaki derin uçurum gibi farklı anlamlarda gözlemler sunarken bir yandan da umudu diri tutmamızı sağlıyor, zira Juhea Kim edebiyatta en önemli etkenin dokunaklılık (poignancy) olduğuna inanıyor. Bunu da hem epik hem de gizemli atmosferi sonuna değin sürdürerek başarıyor. Finali de bu bağlamda ilmikliyor. Ayrıca bakış açılarını değiştirip her karakterin hikâyesine girme imkânı sağlaması da takdire şayan.

Hayvanat bahçesinden insanlığa ve Kore’ye

Romanın en önemli sembolü hayvanat bahçesi. Jade ve JungHo gizlice hayvanları görmeye çalışır. Burada sergilenen hayvanlar aslında insanlığı simgeler, savaşların gölgesinde çürüyen hayatlar, tutsak edilmiş ruhlar, gelecekten ve ‘olasılıktan’ men edilmiş canlılar… Tüm bu anlamları içinde barındıran bir yerdir hayvanat bahçesi; aynı zamanda hem çocuk Jade’in hem de yetişkin Jade’in insanlığa, hususi olarak da Kore’ye bakmasını gördüğümüz yer.

Bir başka dikkat çekici nokta kadın karakterlerin isimlerindeki semboller bana göre: Jade yeşim taşıdır, nezaket ve kararlılık uyandırır, Kore kültüründe kötü ruhları uzak tuttuğuna inanılır. Luna Ay’dır, o duygusallığı simgeler. Lotus bataklıkta açan çiçektir, dışarıdan çamur ve balçık olarak algılansa da güzeldir. Tabii bu bir önseme oluşturur çünkü Lotus’un talihinde bataklığa düşmek yazılıdır. 

Detaylarıyla göz kamaştırıyor

Detaylarıyla göz kamaştıran bir roman ‘Küçük Ülkenin Kaplanları’. Kim, kıyafet, mekân ve karakter betimlemelerinde çok başarılı bir anlatım tutturarak romanın dilini zenginleştiriyor. Çevirmen Duygu Akın’ın Türkçede bu dili çok iyi yansıtması da okurun keyfini artıran etmenlerden. Tarihi kurmaca sevmeyen okurları bile içine alıp sarmalayacak, aynı anda insanlık tarihinin değişmeyen tekerrürlerini anımsatacak bir roman bu, baştan sona hiç kopmadan okunuyor. Bu sene okuduğum en iyi romanlardan biri. 

Bazı kitapların ilk roman olduğuna inanmak epey zor. Juhea Kim, Amerika’da büyüse de Kore kültürüyle derin bir bağı olduğunu, bunu daima ruhunda taşıdığını gösteriyor. Nitekim bazı söyleşilerinde bundan dem vuran Kim, ataerkil bir sistemi olmasına rağmen bir anlamda şefkat de uyandırdığını söylüyor. Dolayısıyla romana yansıyan zarafetin nereden geldiğini anlamak zor olmuyor.

Her halükarda çok güçlü finaliyle okurun zihninde yer eden nefis bir roman ‘Küçük Ülkenin Kaplanları’. Yazarı takip etmeye devam etmek için de önemli bir sebep teşkil ediyor.


Ayrıca okuyun