“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

2025 BİTMEDEN İZLEMENİZ GEREKEN 7 FİLM

Evcilik – Ümit Ünal (Netflix)

Bir seneyi daha devirmek üzereyiz. 2026 gelmeden, dijital platformları taradık, evinizin konforunda izleyebileceğiniz 2025’in en iyi filmlerinden bazılarını derledik. 

The Mastermind – Kelly Reihardt (MUBI)

Yılın en iyi filmlerinden biri Aralık ayında geldi. Kelly Reihardt’ın ilk gösterimini Cannes’da yapan son filmi ‘The Mastermind’, 1970’li yıllar ABD’sinde geçen bir ‘soygun’ filmi. Bir sanat müzesinden üç tablo çalmak üzere harekete küçük bir ekibin ve özellikle de o ekibin beyni James Blaine’in hijkayesini anlatan film, alıştığımız soygun filmlerinden biraz farklı açıkçası. Uzun süredir sanat soygunları hakkında meraklı olduğunu söyleyen Reichardt gazetelerden kestiği küpürleri biriktirmekle meşgulmüş. 1970’lerde bu soygunların çok daha kolay olduğunu da söyleyen yönetmen nihayet bu gerilim düzeyi düşük, aksak tempolu ama mükemmelen tasarlanmış, anti-soygun diyebileceğimiz türdeki filmle geldi Cannes’a ve bir ödül alamasa da izleyen hemen herkesin kalbini çalmayı bildi. Josh O’Connor’ın başrolünü üstlendiği filmde son dönemde bağımsız sinemanın gözdelerinden biri haline gelen John Magaro ve Alana Haim de var. 

Jay Kelly – Noah Baumbach (Netflix)

Noah Baumbach’ın son filmi ‘Jay Kelly’, ününün doruğundaki bir Hollywood yıldızının dünyasına çekiyor izleyiciyi. George Clooney’nin oynadığı Hollywood yıldızı Jay Kelly, bir yandan üniversite çağındaki kızının peşinden Avrupa’ya yolculuk ederken bir yandan da kendi geçmişine doğru zaman yolculuğu yaparak acı bir yüzleşme yaşayacaktır. Clooney’nin muhtemelen en iyi performanslarından birini izlediğimiz filmde Adam Sandler, Laura Dern ve Billy Crudup da rol alıyor. Hollywood’a içeriden bakan ve sistemi çok iyi çözmüş ama anlaşılan bir o kadar da nefret etmiş bir sinemacının akla uzaktan da olsa ‘8,5’u ve ‘All About Eve’i getiren film kesinlikle izlemeye değer.

Hedda – Nia DaCosta (Prime)

Henrik İbsen’in en ünlü oyunlarından ‘Hedda Gabler’in bu son derece başarılı uyarlaması, özellikle başrolündeki Tessa Thompson ve Alman sinemasının dev ismi Nina Hoos’un güçlü performanslarıyla dikkat çekiyor. Nia DaCosta’nın beyazperdeye uyarladığı film, İbsen’in en enigmatik kadın karakterlerinden (ki Ibsen, her şeyden önce güçlü, karmaşık ve tutkulu ama elbette ki mutsuz kadın karakterleriyle ünlüdür) Hadda Gabler’i o denli iyi kavramış ki, izledikten sonra oyunu raftan indirip bazı bölümlerini tekrar tekrar okuma isteğime karşı koyamadım. Tiyatro oyunu uyarlaması konusunda ders niteliğinde bir film doğrusu.

Bölük Pörçük: Bir Tuncel Kurtiz Biyografisi – Özcan Alper (HBO Max)

Sinemamızın en karizmatik aktörlerinden biri Tuncel Kurtiz. Haksızlık yapmayalım, tiyatromuzun da. Özcan Alper’in ‘Bölük Pörçük: Bir Tuncel Kurtiz Biyografisi’ adlı belgeseli Kurtiz’in “Yapamadıklarım, yapamayacaklarım, yapmak isteyip de yapamadıklarımı anlatmaya çalışacağım” sözleriyle başlasa da film boyunca aslında ne kadar da çok şeyi yapmayı başardığına tanık oluyoruz. Elbette Tuncel Kurtiz gibi bir karakterin hayatını eksiksiz anlatmak mümkün değil, zaten biraz da o yüzden ‘Bölük Pörçük’ olmuş adı filmin. Dostları, meslektaşları, hayranları, birlikte çalıştığı yönetmenler, oyuncular derken birçok ismin onun hakkındaki düşünceleriyle ve anılarıyla şekillenen film, sinema ve tiyatro tarihimizin önemli boşluklarını dolduran bir belgesel. 

Sinners – Ryan Coogler (HBO Max)

Sinemalara geldiği dönemde kaçırdıysanız şimdi izlemenin tam zamanıdır, zira ‘Sinners’ hiç şüphesiz yılın en iyilerinden, hatta kimilerine göre en iyisi. İlk anlarından itibaren izleyiciyi ensesinden kavrayan ve sonan kadar da nefes nefese sürükleyen korku türündeki bu müthiş film, Ryan Coogler’a çok ödül getirecek desek hiç yanılmış olmayız. Vampir türüne ‘siyah’ sinema tarafından güçlü bir falso veren ‘Sinners’da Michael B. Jordan, oynadığı ikiz kardeşlerle kariyerinin zirvesinde olduğunu gösteriyor. Filmin ortalarında yer alan ve bir ayin gibi izleyiciyi yükseltip başka bir boyuta taşıyan dans sahnesinin kolay kolay aklınızdan çıkmayacağına da emin olabilirsiniz. 

Train Dreams / Tren Düşleri – Clint Bentley (Netflix)

Yılın en büyük sürprizi Netflix’ten geldi. Denis Johnson’ın 2011 tarihli ‘Tren Düşleri’ (Holden Kitap) adlı novellasından uyarlanan ‘Train Dreams’, aslında Sundance’te ilk kez izleyiciyle buluşmuştu ama aylar sonra (Kasım) ABD’de kısıtlı sayıda salonda ve ardından da Netflix’te gösterime girince bir anda patladı ve izleyicinin ‘iyi’ film bulunca kaçırmadığı da anlaşılmış oldu. Üstelik bu popülerlik bu kez eleştirmenler tarafından da olumlu notlarla desteklendi ve ‘Train Dreams’, birçok yıl sonu listesinin üst sıralarında yer aldı. Şiirsel tonu, güçlü atmosfer çalışması ve anlattığı naif hikayenin dokunaklı notalarıyla izleyiciyi yanına çeken filmde, Joel Edgerton başta Altın Küre olmak üzere sayısız ödüle aday gösterilerek aktörlük kariyerindeki beklenen sıçramayı yaptığını hissettirdi. Amerikan tarihindeki kimi toplumsal krılma anlarını demiryollarının gelişimine paralel olarak ve işçi sınıfının içinden bakarak anlatan filmin yönetmeni Clint Bentley ise artık her adımını dikkatle takip edeceğimiz o özel sinemacılardan biri olacak gibi görünüyor. 

Evcilik – Ümit Ünal (Netflix)

Yılın en iyi yerli filmlerinden biri olan ‘Evcilik’, yönetmeni Ümit Ünal’a Antalya Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü getirirken başrolündeki Nejat İşler’e de fazlasıyla hak edilmiş bir en iyi erkek oyuncu ödülü kazandırdı. Kuzey Ege’nin bir tatil beldesinde kendilerinden başka müşterinin kalmadığı bir otele yerleşen İstanbullu Fırat ve Filiz çifti ile otelin işletmesine yardımcı olan Özkan ve Aysun çiftinin gerilimli, tuhaf, hafif erotik ama son kertede tehlikeli ilişkisini anlatan film, Ümit Ünal’ın çok sevdiği sınıfsal/kültürel çatışmalar üzerinden ilişkileri ele aldığı senaryosuyla baştan sona dikkat kesilerek izlenen bir hikayeye dönüşüyor. Bir yanıyla küçük çocukların oynadığı evcilik oyununu anımsatan ama en tehlikeli oyunları da çocukların oynadığının altını çizen filmde Nejat İşler kadar Deniz Işın’ın da çok yüksek seviyede bir performans sunduğunu belirtmek gerek.


Ayrıca okuyun