“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

NYT’NİN 2025 LİSTESİNDEN TANIDIK YAZARLARIN 15 YENİ ROMANI

NYT’nin ‘100 Notable Books of 2025’ listesinden, kitapları daha önce Türkçeye çevrilmiş yazarlar arasından 15 yeni roman seçtik. Henüz çevrilmemiş bu kitaplar, güncel edebiyatın gidişatını merak edenler ve yakında Türkçeye kazandırılması muhtemel eserleri erkenden keşfetmek isteyen okurlar için iyi bir başlangıç olabilir.

The New York Times’ın her yıl sonunda yayımladığı ve o yılın öne çıkan kitaplarını sıraladığı ‘100 Notable Books’ listesi, yalnızca ABD yayıncılık dünyasının değil, küresel edebiyatın da nabzını tutan bir rehbere dönüşmüş durumda. 2025 seçkisi ise türler arasındaki sınırları zorlayan, biçimsel yeniliklere açık, bireysel yaşamları ve toplumsal meseleleri aynı anlatıda buluşturan kitaplarla dikkat çekiyor.

Bu yılki listede romanlardan şiire, düşünsel metinlerden anı-araştırma türlerine kadar uzanan zengin bir yelpaze var; genç yazarlardan edebiyat dünyasının usta isimlerine kadar pek çok yazar yer alıyor. Biz bu yazıda sizlere listede daha önce kitapları Türkçeye çevrilmiş yazarların yeni eserlerini aldık. Listeyi baştan sona tarayıp, okurların aşina olduğu 15 yazarın son kitaplarını bir araya getirdik. Eserlerin kaç tanesi Türkçeye çevrilecek belli değil ama geçmiş çeviri oranları göz önüne alındığında yakında çoğunu raflarda görmemiz hiç de sürpriz olmaz.

Han Kang - Veda Etmiyorum / We Do Not Part

Çeviri edebiyatımızın dünya edebiyatını sıcağı sıcağına çok iyi takip ettiğini, hatta İngilizce dışındaki dillerde yazan iyi yazarları Batı’dan bile önce Türkçeye kazandırdığını not düşelim önce. Nobel ödüllü Güney Kore’li yazar Han Kang’ın NYT listesine giren kitabı ‘We Do Not Part’, ‘Veda Etmiyorum’ adıyla 2024’te Göksel Türközü çevirisiyle April Yayınları tarafından Türkçede çıkmıştı.

Han Kang, ‘Veda Etmiyorum’da hastalığıyla baş etmeye çalışan bir yazarın iç dünyasından yola çıkarak Güney Kore’nin Jeju Adası’nda 1947–1954 yılları arasında yaşanan ve devlet güçlerinin sorumlu olduğu, en az 30 bin kişinin hayatını kaybettiği bir katliamın izini sürüyor. Kang’ın duru, şiirsel ama aynı zamanda sarsıcı dili, bu kez hem kişisel hem tarihsel bir yasın sesi oluyor. Roman, uzak coğrafyalarda yaşanan çatışmaların ve unutulmuş trajedilerin karşısında sessiz kalmanın yarattığı etik soruları da gündeme getiriyor. Türkçede ‘Vejetaryen’den ‘Çocuk Geliyor’a, ‘Beyaz Kitap’tan ‘Yunanca Dersleri’ne uzanan geniş bir külliyatı bulunan Han Kang, insan bedeninin kırılganlığına, şiddetin sessiz izlerine ve hafızanın hem onarıcı hem yaralayıcı gücüne odaklanan anlatımıyla geniş bir okur kitlesine ulaştı. ‘Veda Etmiyorum’, yazarın bu temaları kolektif hafızanın karanlık köşelerine taşıdığı, olgunluk döneminin en çarpıcı eserlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Ian McEwan - What We Can Know

Ian McEwan, 2119 yılında nükleer felaketler ve iklim krizleriyle biçim değiştirmiş bir dünyada geçen çarpıcı bir hikâyeye imza atıyor. Romanın merkezinde, yıllar önce bir akşam yemeğinde okunduktan sonra ortadan kaybolan gizemli bir şiirin izini süren bir beşeri bilimler profesörü yer alıyor. Profesör, bu kayıp şiirin peşinden giderken, farklı anlatıcıların gözünden aktarılan yüzyıllık bir hikâyeye dâhil oluyor; hem şiirin geçmişine dair karanlık detaylar ortaya çıkıyor, hem de bilginin ne kadar kırılgan ve manipülasyona açık olduğu tartışmaya açılıyor. McEwan, çağdaş edebiyatın en etkili yazarlarından biri olarak, daha önce Türkçeye çevrilen pek çok eseriyle (Yapı Kredi Yayınları) Türkiye’de de geniş bir okur kitlesi kazanmış durumda. ‘What We Can Know’, geleceğin dünyasını entelektüel bir dedektiflik kurgusuyla bir araya getirerek hem sadık okurlarının hem de yeni keşfedenlerin ilgisini çekecek gibi görünüyor.

Daniel Kehlmann - The Director

Alman edebiyatının öne çıkan çağdaş yazarlarından Daniel Kehlmann, ‘The Director’ adlı yeni romanında ünlü Avusturyalı yönetmen G. W. Pabst’ın hayatını merkeze alıyor. Roman, Pabst’ın yıldız oyuncularla Nazi rejimi arasındaki karmaşık ve riskli ilişkiler üzerinden dönemin sinema dünyasını masaya yatırıyor. Eleştirmenlerin “dehşet verici, zekice ve kara mizahla örülü” diyerek övdüğü eser, Kehlmann’ın tarihle kurmaca arasında kurduğu yoğun gerilimi başarıyla yansıtıyor. ‘Dünyanın Ölçümü’, ‘Tyll’, ‘Ben ve Kaminski’, ‘F’ ve ‘Gitmeliydin’ gibi Can Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan eserleriyle Türkiye’de de geniş bir okur kitlesine ulaşan Kehlmann, özellikle tarihsel detaylara dayalı anlatımı ve kurgusal oyunlarıyla tanınıyor. ‘The Director’, Nazi döneminin gölgesinde geçen sinema tarihine eleştirel bir bakış sunarken, tarihi ve sanatı iç içe anlatan romanları seven okurlar için dikkat çekici bir okuma vaat ediyor.

David Szalay - Flesh, İthaki

2025 yılının Booker Ödülü’ne değer görülen ‘Flesh’, David Szalay’ın yalnızlık, arzu ve aidiyet gibi temel duygular etrafında ördüğü, derinlemesine ve sarsıcı bir roman. Hikâyenin merkezinde, Macaristan’da bir toplu konutta büyüyen genç Istvan’ın İngiliz toplumunda adım adım yükselişi ve ardından gelen düşüşü yer alıyor. Szalay, bu yolculuğu sade ama yoğun bir dille anlatırken, insanın anlam arayışını ve içsel kırılganlığını çarpıcı bir şekilde görünür kılıyor. 

Türkçede Booker finalisti ‘Erkek Dediğin’ (Hep Kitap) kitabıyla tanınan yazar, farklı yaş ve coğrafyalardan erkek karakterler üzerinden yalnızlık, kopuş ve dünyayı anlama çabalarını daha önce de başarıyla işlemişti. ‘Flesh’, bu temaları bu kez tek bir karakterin yaşamı üzerinden derinleştiriyor. Yabancılaşma, kimlik bunalımı ve sınıfsal gerilimleri konu alan romanları seven okurlar için ‘Flesh’, Bret Easton Ellis’in ‘American Sapığı’ gibi unutulmaz yükseliş-çöküş hikâyelerini çağrıştıran güçlü bir anlatı sunuyor. ‘Flesh’ 2026 başında İthaki Yayınları’ndan çıkacak. 

R. F. Kuang - Katabasis, İthaki

Çağdaş fantastik edebiyatın dikkat çeken yazarlarından R. F. Kuang, ‘Katabasis’ adlı romanında Cambridge’de yüksek lisans yapan iki rakip öğrenciyi merkeze alıyor. Bu iki öğrenci, cehenneme düşen büyü profesörlerini kurtarmak için istemeden de olsa bir araya gelir. Gerçekçi karakterleri, güçlü atmosferi ve alışılmadık anlatımıyla dikkat çeken roman, Alice’in yeraltına inişini andıran bu yolculuğu akademik dünyanın baskıcı yapısına dair çarpıcı bir yorum olarak sunuyor. 

Türkçede İthaki Yayınları tarafından, Güneş Becerik Demirel çevirisiyle yayımlanan Katabasis, yazarın daha önce ilgi gören Sarı Yüz ve ‘Babil’ romanlarından sonra kurduğu edebi evrenin etkileyici bir devamı niteliğinde. Özellikle ‘Sarı Yüz’ün Türkiye’de yarattığı ilgi göz önüne alındığında, bu roman hem türün meraklılarını hem de Kuang’ın toplumsal meseleleri edebiyata taşıyan bakışını seven okurları cezbetmeye aday. Kitap, Donna Tartt’ın ‘Gizli Tarih’ romanını beğenenlere de öneriliyor.

Kiran Desai - The Loneliness of Sonia and Sunny

Kiran Desai, ‘The Loneliness of Sonia and Sunny’ adlı romanında, gelenekle modern hayat arasında sıkışmış, doğu ile batı kültürlerinin etkisinde kalan genç bir çiftin karmaşık ilişkisini anlatıyor. Evlilik baskısı altındaki Sonia ve Sunny’nin hem birbirlerine hem de hayata karşı duydukları kararsızlıklar, Desai’nin anlatımında kültürel farklar ve kuşak çatışmalarıyla örülerek derinlik kazanıyor. Yazar bu romanında da, daha önce ele aldığı umut, göç, kimlik ve sınıf gibi temaları bu kez küreselleşmiş dünyanın bağlamında yeniden işliyor. ‘The Loneliness of Sonia and Sunny’, özellikle ‘Pachinko’ gibi aile destanlarını ve kültürel kimlikleri konu alan romanları seven okurlar için dikkat çekici bir okuma sunuyor. Desai’nin 2006’da Booker Ödülü kazandığı romanın, Türkçeye ‘Kaybın Türküsü’ (Can Yayınları) adıyla çevrilmiş olduğu da hatırlatalım.

Suzanne Collins – Hasatta Gündoğumu / Sunrise on the Reaping, Dex

Suzanne Collins, ‘Sunrise on the Reaping’ ile ‘Açlık Oyunları’ evrenine geri dönüyor ve serinin en gizemli karakterlerinden Haymitch Abernathy’nin 50. Oyunlardaki geçmişini mercek altına alıyor. Seride Katniss Everdeen’in alaycı ama sadık mentoru olarak tanıdığımız Haymitch’in gençlik yıllarına odaklanan bu roman, yalnızca arenadaki vahşeti değil, Capitol’ün kurduğu propaganda düzenini ve otoriterliğin toplumda nasıl kalıcı izler bıraktığını da etkileyici bir biçimde anlatıyor. Kitap ‘Hasatta Gündoğumu’ başlığıyla Cenk Pamay tarafından Türkçeye çevrildi ve Dex Kitap tarafından yayımlandı.

Marlen Haushofer - Killing Stella

Avusturyalı yazar Marlen Haushofer’in ilk kez 1958’de yayımlanan kısa ama sarsıcı romanı Killing Stella, bir kadının evine taşınan genç Stella’nın trajik sonuna giden süreci, suçluluk duygusuyla örülü bir iç monolog aracılığıyla anlatıyor. Başlangıçta bir ‘katil kim’ hikâyesi gibi görünse de roman hızla ev içindeki baskı ortamını, sessiz suç ortaklıklarını ve bastırılmış duyguları irdeleyen güçlü bir psikolojik anlatıya dönüşüyor.

Türkçede Yapı Kredi’de çıkan ‘Duvar’ ve Çatı Katı’ romanlarıyla tanınan Haushofer, modern insanın yalnızlığını, kadınların görünmeyen iç dünyasını ve içe kapanmayı etkileyici bir dille işliyor. ‘Duvar’, tekinsiz bir hayatta kalma hikâyesiyle feminist distopyayı buluştururken; ‘Çatı Katı’, kendi iç sesini duymak için dış dünyayı giderek susturan bir kadının sessiz ama dirençli varoluşunu aktarır. Killing Stella, bu temaların erken bir yansıması olarak bugün de hâlâ etkileyici ve güncel bir okuma sunuyor.

Solvej Balle - On the Calculation of Volume: Book III

Solvej Balle’nin yedi ciltlik zaman temalı büyük anlatısının üçüncü kitabı ‘On the Calculation of Volume: Book III’ (Hacim Hesabı Üzerine - Cilt 3), okuru bitmek bilmeyen bir 18 Kasım gününe hapsolmuş karakterin dünyasına davet ediyor. Tek bir güne sıkışmakla gelen bilinç bulanıklığı, yalnızlık ve giderek artan varoluşsal bunalım, romanı neredeyse felsefi bir iç yolculuğa dönüştürüyor.

Türkçede Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan ‘Hacim Hesabı Üzerine - 1. Cilt’, aynı döngüye kapılmış Tara Selter’in her sabah aynı güne uyanmasını, zamanın dışına düşmenin getirdiği yalnızlığı ve bu kapandan çıkma umudunun yavaş yavaş tükenişini hassas bir dille anlatıyordu.

Thomas Pynchon - Shadow Ticket

On iki yıllık bir aranın ardından Thomas Pynchon, ‘Shadow Ticket’la yeniden okur karşısına çıkıyor. Tuhaf karakterler, ironik dil oyunları ve mizah yüklü ayrıntılarla ördüğü bu yeni roman, Büyük Buhran döneminde geçen karanlık bir dedektif hikâyesini anlatıyor. Kayıp bir mirasçı ve talihsiz bir özel dedektif etrafında şekillenen olaylar, Raymond Chandler tarzı eski dedektif romanlarının karanlık ve gizemli havasını Pynchon’ın kendine özgü üslubuyla birleştiriyor.

Türkçede İthaki’den çıkan ‘Gizli Kusur’, ‘Vineland’ ve ‘49 Numaralı Parçanın Nidası’ ile tanınan Pynchon, postmodern kurgu içinde paranoya, toplumsal eleştiri ve türler arası geçişleri başarıyla harmanlamasıyla biliniyor. Üstelik ‘Vineland’, bu yıl beyazperdeye uyarlanarak ‘Savaş Üstüne Savaş’ adıyla sinemalarda gösterime girdi ve yazarın yeniden gündeme gelmesini sağladı. ‘Shadow Ticket’, Pynchon’ın özgün anlatım tarzını dedektif romanlarının klasik öğeleriyle bir araya getirerek, ‘Vahşi Hafiyeler’ ya da ‘The Big Sleep’ gibi karanlık ve katmanlı polisiyeleri seven okurlar için dikkat çekici bir seçenek sunuyor.

Margaret Atwood - Book of Lives

Margaret Atwood, Book of Lives adlı kitabında edebi hayal gücünün kökenlerine ve yarım yüzyılı aşkın yazarlık serüvenine ışık tutuyor. Kendisinin de “bir tür anı kitabı” olarak tanımladığı bu eserde, Quebec’in vahşi doğasından dünya edebiyatının zirvesine uzanan yolculuğunu anlatıyor; hem yazarlığını şekillendiren kırılma anlarını hem de hayatındaki daha hafif, ironik ve gündelik ayrıntıları zarif bir dille aktarıyor.

Damızlık Kızın Öyküsü ve ‘Kör Suikastçı’ gibi kült romanlarla edebiyatı ve popüler kültürü derinden etkileyen Atwood, bu kez kendi yaşamını anlatının merkezine yerleştiriyor. Türkçeye hemen tüm eserleri çevrilen yazarın bu kitabı, onun dünyasına, üretim süreçlerine ve kültürel mirasına yakından bakma fırsatı sunuyor. ‘Damızlık Kızın Öyküsü’nün 40. yılına denk gelen bu çalışma, Atwood’un edebi mirasını yeniden düşünmek için değerli bir davet niteliğinde.

Arundhati Roy - Mother Mary Comes to Me

Arundhati Roy, ‘Mother Mary Comes to Me’ adlı kitabında, edebiyattaki güçlü ve karmaşık anne figürleri arasına kendi annesi Mary Roy’u da dahil ediyor. 1997’de ‘Küçük Şeylerin Tanrısı’yla (Can Yayınları) Booker ödülünü kazanan Roy, bu kez hem kişisel hem tarihsel katmanlar taşıyan bir anı anlatısı kuruyor. Otoriter, öfkeli ve talepkâr ama aynı zamanda derin izler bırakmış bir anneye dair anılarını kaleme alırken, kırgınlık, direnç, sevgi ve hafıza arasında gidip gelen duyguları açık ve dokunaklı bir dille aktarıyor.

Mary Roy’un feminist mücadelesi, eğitim alanındaki etkisi ve aile içindeki çalkantılı varlığı, yazarın kendi politik ve yaratıcı kimliğiyle iç içe geçiyor. Türkçeye tüm eserleri çevrilen ve özellikle ‘Küçük Şeylerin Tanrısı’yla geniş bir okur kitlesine ulaşan Roy, bu kitabında hem kendi geçmişine hem de edebiyatta anneliğe dair kalıplara cesurca yaklaşıyor.

Cristina Rivera Garza - Death Takes Me

Pulitzer ödüllü yazar Cristina Rivera Garza, yeni romanı ‘Death Takes Me’yle polisiye türüne farklı bir yaklaşım getiriyor. Klasik polisiye öğelerini -cesetler, şüpheliler, ipuçları- feminist bir bakışla yeniden kurarken, hikâyeyi gerçekle hayal arasındaki bulanık bir alana taşıyor. Kayıp bir çiftin peşine düşen kadın dedektifin izinden giden roman, zaman algısını bilinçli biçimde sarsıyor; okuru giderek derinleşen bir tekinsizlik duygusunun içine çekiyor.

Türkçede ‘Tayga Sendromu’ (Yüz Kitap) adlı kitabıyla tanınan Garza, Latin Amerika edebiyatının deneysel ve politik sesi güçlü yazarlarından biri. ‘Death Takes Me’, yazarın karanlık, çok katmanlı anlatımını bir adım daha ileri taşıyarak ‘Vahşi Hafiyeler’ (Can Yayınları), ‘Kasırga Mevsimi’ (Doğan Kitap’ ve ‘Ağaçlar’ (Ayrıntı) gibi romanları sevenler için dikkat çekici bir öneri sunuyor.

Jonas Hassen Khemiri - The Sisters

İsveçli ödüllü yazar Jonas Hassen Khemiri, ‘The Sisters’ adlı romanında üç kız kardeşin farklı ülkelerde süren hayatlarını, onları çocukluklarından beri tanıyan ve yazara çok benzeyen bir anlatıcının gözünden aktarıyor. Stockholm, Tunus ve New York arasında gidip gelen roman, aile geçmişinin gölgesiyle günümüzün çok kültürlü dünyası arasında sıkışmış karakterlerin ilişkilerine odaklanıyor.

Aile bağları, kültürel kimlik ve kişisel çatışmalar gibi temaları incelikle işleyen ‘The Sisters’, Khemiri’nin güçlü diyalogları ve içsel derinliğiyle dikkat çeken anlatım tarzını yansıtıyor. Türkçede ‘Kardeşlerimi Arıyorum’ (Pegasus Yayınları) kitabıyla tanınan yazar, bu romanında da kimlik arayışı, aidiyet duygusu ve kuşak farklarını etkileyici bir kurguyla ele alıyor. Özellikle Sally Rooney’nin ‘Güzel Dünya, Neredesin?’ (Can Yayınları) tarzı çağdaş ilişki romanlarını seven okurlar için iyi bir seçenek.

Daniel Kraus - Angel Down

Daniel Kraus, yeni romanı ‘Angel Down’da savaşın karanlığını doğaüstü bir hikâyeyle buluşturuyor. Birinci Dünya Savaşı’nın tarafsız bölgesine gönderilen beş Amerikan askeri, yaralı bir asker yerine gökten düşmüş bir melekle karşılaştıklarında, bildik gerçeklik tamamen sarsılıyor. Roman, savaşın vahşetiyle şefkatin ve inancın çarpıştığı tekinsiz bir atmosfer kuruyor.

Oscar ödüllü ‘The Shape of Water’ın (Suyun Sesi) ortak yazarı olarak tanınan Kraus, daha önce Türkçede yayımlanan ‘Balina Düşüşü’ (İthaki Yayınları) romanında travma, suçluluk ve kurtuluş temalarını uç bir doğa koşulunda işlemişti. ‘Angel Down’, bu karanlık ve sarsıcı anlatımını bu kez savaşın cehennemine taşıyor. Savaş, bilinmezlik ve inanç ekseninde şekillenen roman, özellikle ‘Kış Askeri’ (Holden Kitap) gibi hem tarihsel hem duygusal ağırlığı olan anlatıları seven okurların ilgisini çekebilir. 


Ayrıca okuyun