“Herkes için Adalet” sloganıyla gerçekleşen 15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali başladı. 27 Kasım ve 2 Aralık tarihleri arasında devam edecek gösterimlerde “Filistin’le Dayanışma” kategorisi altında 8 film yer alıyor. Filistinli yönetmen Rashid Masharawi’nin “Sıfır Noktasından + Gazze’nin Bitmemiş Öyküleri” isimli filmi de programa dahil olan filmler arasında. Yönetmenler Aws Al Banna, Mostafa Al-Nabeeh, Abdulrahman Sabbah, Alaa Damo, Reema Mahmoud, Muhammad Al Sharif, I’timad Wishah’ın filmleri de festival boyunca izleyicilerle buluşuyor.
Festival’in bu yılki Adalet Savunucusu ödülü kendisine takdim edilen Rashid Masharawi, 27 Kasım günü izleyicilerle bir araya geldi. Gazzeli yönetmen, geçtiğimiz yıl 22 kısa filmden oluşan “Sıfır Noktasından: Gazze’nin Anlatılmamış Öyküleri” isimli antoloji filmiyle dikkat çekmişti. Şati mülteci kampında doğup büyüyen yönetmen, uzun süredir topladığı bağışlarla Gazzeli sinemacıların üretmelerine destek oluyor. Festival yönetimi, Filistin halkının kültür-sanat alanındaki önemli hak savunucularından biri olan Rashid Masharawi’nin Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması Jüri üyesi olduğunu ilan etmişti. Beyoğlu Sineması’nda yaptığı sunumun ardından, Rashid Masharawi’ye sorularımızı yönelttik.
Can Memiş: 15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali için İstanbul’dasınız. Dün gerçekleşen açılışta, festivalin “Adalet Savunucusu” başlıklı ödülü size takdim edildi. Ödülün ardından, adalet kavramına olan inancınızı merak ettim. Adalet mümkün olabilecek mi?
Rashid Masharawi: Bence tekrar tekrar söylemeliyiz, konuşmalıyız ve faaliyetler yürütmeliyiz. Festivaller düzenlemeliyiz. Resim, müzik ve tüm kültür ve sanat ürünlerini üretmeliyiz. Onları haberleştirmeliyiz. Ve politikada yer almalıyız. Çünkü düğmeye basınca hayat bir anda güzelleşmeyecek. Adaletin sağlandığı ve herkesin özgür olduğu bir dünya için çok çaba sarf etmemiz gerekiyor. Ve bence bu festival de bu yönde atılmış adımlardan biri. Adalet için birçok farklı unsurun bir araya gelmesi gerekiyor. “Hayal kırıklığına uğradık, işe yaramadı, bitti, vazgeçiyoruz” diyeceğimiz türden bir şey değil. Dükkân değil ki çalışmıyorsa kapatalım. Bu hayatı hâlâ birlikte paylaşıyoruz ve devam etmek zorundayız. Zamanla bir değişimin yaratılacağını düşünüyorum. Kendimden bir örnek vereyim. Gazze'deki savaşın ilk yılı ve ikinci yılı arasında şu farkı tecrübe ettim: İlk yıl, özellikle Avrupa, Amerika, bazı Arap ülkelerindeki insanlar belli bir yönde düşünüyorlardı. İkinci yıl ise farklılaşma yaşandı. Artık giderek daha fazla insan cesaret edip yorum yapıyor, eleştiriyor, gösteri düzenliyor, yazıyor. Ve bu kendiliğinden olmadı. Birçok unsurun bir araya gelmesiyle oldu. Bizim yaptıklarımız da bunlardan biri. Aynı şekilde Filistinlilerin sinemada yaptıkları da...
“….bir insanın Filistinli olmadan önce, Gazzeli olmadan önce, İsrail’in altında bir kurban olmadan önce sahip olduğu temel insani ihtiyaçları görürseniz ve onu sadece bir insan olarak ele alırsanız ve bunu bugün Gazze’de yapabilirseniz, aslında çok şeyi başarmışsınız demektir.”
Can Memiş: Soykırıma dair imajlar, yıkım görüntüleri, yıkımdan önceki Filistin’in imgesi, 1950’lerdeki Filistin görüntüleri bir arada dolaşımda. Filistin’e dair siz nasıl bir temsil politikası öneriyorsunuz?
Rashid Masharawi: Biliyorsunuz, benim için mesele isimlendirme değil. Önemli olan, Filistinlilerin onurlu bir şekilde yaşamaları, özgür olmaları, kendi gelecekleri ve çocuklarının geleceği konusunda güvende hissetmeleri. Buna “Filistin” demek istemezseniz, başka bir isim vermek isterseniz, benim için fark etmez. Filistin bayrağını alıp farklı şekillerde boyamak istiyorsanız, benim için yine fark etmez. Ben insanın günlük yaşamına odaklanıyorum. Dünyanın bütün bu olanları, hayatların sona erdirilmesini, çocukların ve kadınların katledilmesini izleyip sadece yorum yapması ya da tamamen görmezden gelmesi kabul edilemez. Adaletsizlik bu! O yüzden benim için bunun adını ne koydukları önemli değil; çünkü meselemiz bu değil. Ama Gazze’de yaşananlar için, tarihte daha önce hiç olmayan bir şey yaşandığından, bunun için yeni bir isim icat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ve bunun dünya üzerinde hiçbir kişiye, hiçbir insana, hiçbir millete, hiçbir dine bir daha yaşatılmamasını umuyorum, diliyorum, istiyorum. Çünkü bu benzersiz bir şey, daha önce hiç yaşanmamış bir şey. Böyle şeylerin herkesin gözü önünde gerçekleşebileceğine asla inanmazdım, hayal bile edemezdim. Hiç kimse “bilmiyorduk” ya da “görmedik” diyemez, çünkü bu kadar teknoloji, bu kadar sosyal medya, bu kadar internet, bu kadar haber varken herkes ne olduğunu biliyor. Bu yüzden büyük bir hayal kırıklığı...
“Ama Gazze’de yaşananlar için, tarihte daha önce hiç olmayan bir şey yaşandığından, bunun için yeni bir isim icat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ve bunun dünya üzerinde hiçbir kişiye, hiçbir insana, hiçbir millete, hiçbir dine bir daha yaşatılmamasını umuyorum, diliyorum, istiyorum. Çünkü bu benzersiz bir şey, daha önce hiç yaşanmamış bir şey…”
Can Memiş: Batı’daki kültür kurumlarının Filistin’deki soykırıma ilişkin tutumları üzerine ne söylemek istersiniz?
Rashid Masharawi: Bence ilk kurban onlar! Filistinliler ya da Gazzeliler değil. Onlar ilk kurbanlar, çünkü sessizlik ölüme yakın bir şeydir. Aslında ölü insanlar gibi tepkisiz kalmamalıydılar. Filistinliler ise hâlâ hayattalar. Yaşananlara sessiz kalanlar artık hayatta değil. Bu yüzden onlar adına üzülebilirim, onlara acıyabilirim. Dünyada etraflarında neler olup bittiğinin farkına varmaları gerektiğini düşünüyorum. Tepki göstermeliler, yoksa kaybeden onlar olacak.

Can Memiş: Türkiye’de Filistin dayanışması pek çok kurumun, kültürel organizasyonun, festivalin gündeminde. Bu dayanışma yeterli mi sizce?
Rashid Masharawi: Bence evet, bunu çok önemsiyorum. İnsanların, halkın, toplumun farkındalığının artması için bir şeylerin onları etkilemesi gerekiyor. Ve toplumu sanatla, kültürle, film festivalleriyle etkilemek bu farkındalığın artmasına yardımcı oluyor. Dünyanın birçok film festivaline katılıyorum. Kendi filmlerimi ya da Gazze’den filmleri farklı festivallerde gösteriyorum. Ve şunu ayırt edebiliyorum: Bizi gerçekten seven insanlarla, bizi seviyor gibi görünmek isteyen insanlar arasında bir fark var. Evet, bu ikisi tamamen farklı şeyler. Çünkü bazen sadece dekora dönüşüyoruz. Büyük organizasyonlar düzenleniyor, programlar hazırlanıyor ve “Filistin’i de anmamız gerekiyor” deniliyor. “Filistin burada”, deniyor, sadece normalmiş gibi görünmek için. Burası ise öyle değil. Çünkü yapılan gösterileri de gördüm, haberleri de takip ediyorum. Her şey tam olarak gerçekleşmemiş olsa da nelerin yapıldığını biliyorum. İlk kez resmî bir makamın “Netanyahu buraya gelirse tutuklanacak” demesi çok önemli.