“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

BAŞUCUMDA DENİZ: SEVMEK VE YAPMAK

Prof. Dr. Talat Kırış

‘Başucumda Deniz’de bir beyin cerrahının, Prof. Dr. Talat Kırış’ın, kendi hayat hikâyesini denizle kurgulayıp yeniden yazması söz konusu, ki kitap merakımı ilkin böylece uyandırıyor. Bir yönüyle de sevmenin ve yapmanın gerekliliğini hatırlatıyor.

‘Başucumda Deniz’ bir (oto)biyografi kitabı değil. Hatırlanan ‘eski’den günümüze varan, Talat Kırış’ın hayatında denizin değdiği yerlerin anlatısı. Farklı okumayla, bir beyin cerrahının kendi hayat hikâyesini denizle kurgulayıp yeniden yazması söz konusu, ki kitap merakımı ilkin böylece uyandırıyor. 

Başucundan kitapların hiç eksik olmadığını söylediği meşhur bir konuşması var Talat Kırış’ın. Bu imgenin yanına denizi de koyunca, insanın başucunda denizin olması alışılmadık bir şey. Okurken isim seçiminin isabetli olduğunu anlıyorum çünkü seyahatlerce, kâşiflerce, teknelerce, yarışlarca, kitaplarca, insanlar kadar deniz var sayfalarda. Altı bölümde derlenen deniz yazıları geçmişte farklı mecralarda yayınlanmış, bilgiler güncellenerek düzenlenmiş, deneme tonunda yazılar:

“Sonuçta ben amatör bir denizciyim, yazılarımda hep ‘ben yapabiliyorsam herkes yapabilir’ diye denizciliği teşvik etmek istedim. Hatalarımı, eksikliklerimi ve elbette maceralarımı paylaştım. (...) Benim için maceranın küçüğü büyüğü yoktur. İstanbul’dan bir tekneyle çıkıp Marmara Adası’na gitmek de bir maceradır, Grönland’da kanoyla Kuzey Kutup Dairesi’ni geçmek de. Patras Körfezi’nde, dar Mesalongi Kanalı’nda seyrederken hemen yanda bir metrelik sudaki flamingoları izlemek de, Ushuaia’dan Antarktika’ya çift camadan yelkenlerle süzülürken albatrosları, Cape petrelleri izlemek de aynı heyecanı verir.” (‘Denize Sevdalanmak’ başlıklı giriş yazısından.)

Kitabın açılışını yapan ‘Seyahatler’ bölümü, Kırış’ın ‘macera’ dediği şeyi geniş anlamıyla gösteriyor. Dünyanın farklı yerlerindeki bu maceraları okurken kolektif hafızada iyisiyle kötüsüyle yer etmiş pek çok anektodu hatırlayarak ve terminolojiyi yavaşça kanıksayarak bir sonraki bölüme, kâşiflerin yanına varıyoruz. Tarihin tozlu sayfalarından isimler de var burada, yakın geçmişten önemli yarışçılar da. Tekne çeşitleri ve Vandèe Globe hakkında daha önce hiçbir şey öğrenmemişseniz, benim gibi, bu bölümler de kendi başına bir keşif sayılır (‘Tekneler’, ‘Yarışlar’).

‘Edebiyat ve Deniz’ bölümü ‘Odysseus ve Sinbad’la açılıyor, Jules Michelet, Carl Sagan, mutlaka John Fowles, Herman Melville ve kitapçılarla devam ediyor. Melville deyince mi hatırladım yoksa eşlik etmek deyince mi aklıma geldi bilmem, Dagu, adını büyük bir romandan alan dost, açılış ve kapanışta yazara eşlik ediyor. Kitabın kapağındaki teknede duran figürler onlar, iki dostun yıllar önce çekilen bir fotoğrafından ilhamla çizilmiş. Ve böylece sona geliyoruz, ‘Doğa ve İnsan’ başlıklı bölümle bitiyor yazılar. 

Deniz deyip geçmemek lazım. Bir açıdan, bir aidiyet kitabı bu. Yazdığımız her şey gibi, özyaşam öykümüze eklemlenen, eskinin yanında duran yeni bir şey. ‘(Başucumda Deniz’ işte böyle bir kitap, değil. Ama işte, bunları düşündüren bir kitap. Bir yönüyle evet, sevmenin ve yapmanın gerekliliğini hatırlatıyor. Uzak denizlere açılmanın. Merak etmenin. Merak, sevmenin biraz daha az olgun biçimi. Ki ucu er ya da geç seviye varır. Ama tüm bu güzel duygular bir polemik başlatıyor içimde. Ama, sahiden böyle ve bu kadar mı? Öylece unutacak mıyım Bourdieu’yü, onun habitus’ünü?


Ayrıca okuyun