“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

EDEBİYATIN GÜÇLÜ HİKÂYELERİ SİNEMADA YENİDEN HAYAT BULUYOR

Jennifer Lawrence, Geber Aşkım

Shakespeare’in sessiz yasından Shelley’nin laboratuvarına, Orwell’ın çiftliğinden Camus’nün kayıtsız kahramanına uzanan bu seçki, tanıdık hikâyelere yeni yüzler kazandırıyor. Kelimeler perdede hayat bulduğunda bazı hikâyeler derinleşmiş, bazıları ise eksilmiş gelir bize. Sonunda hep aynı soruya döneriz: Bu kez hangisi daha iyi anlattı, kitap mı film mi?

HAMNET

Maggie O’Farrell’ın ‘Hamnet’ı, Shakespeare’in 11 yaşında vebaya yenik düşen oğlunun öyküsünü anlatıyor; ancak bu anlatı, beklenmedik biçimde babanın gözünden değil, annenin bakışıyla şekilleniyor. Eserde Shakespeare’in adının hiç geçmemesi, yazarın en dikkat çekici ve cesur seçimlerinden biri. O’Farrell, tarih boyunca geri planda kalmış Anne Hathaway’e -romandaki adıyla Agnes- kurmacanın sunduğu özgürlükle yeni bir varlık alanı açıyor.

‘Hamnet’, yalnızca yitirilen bir çocuğun hikâyesi değil; aynı zamanda bir annenin içe dönük yalnızlığını, bir kadının direncini, bir evin taşıdığı sessiz belleği ve bir evliliğin yüzeyde görünmeyen kırılgan yanlarını da gün yüzüne çıkarıyor. (Kitabı çok sevdiğimizi söylememize gerek yok sanırım!)

Chloé Zhao’nun film uyarlaması bu sezgiyi koruyor. Oscar’lı ‘Nomadland’ filminin yönetmeni, burada da sessizliğin gücünü anlatıyor. Agnes’ı Jessie Buckley oynuyor: doğanın içinde, rüzgârla konuşur gibi yas tutan bir anne. Paul Mescal ise William Shakespeare’i, karısının acısı karşısında kelimeleri tükenen bir adam olarak canlandırıyor. Toronto Film Festivali’nde Halkın Seçimi Ödülü’yle taçlanan film, 27 Kasım 2025’te ABD’de vizyona girecek.  

FRANKENSTEIN 

Mary Shelley‘Frankenstein’ı kaleme aldığında henüz 19 yaşındaydı; ancak bu genç yaşına rağmen, modern edebiyatın en etkileyici ve tartışmalı metinlerinden birine imza attı. Bilimin sınırlarını aşma arzusuyla hareket eden Victor Frankenstein’ın laboratuvarında can verdiği ‘yaratık’, yalnızca bir canavar figürü değil, aynı zamanda insanın Tanrı’ya öykünme tutkusu, etik sınırların belirsizliği ve varoluşun getirdiği derin yalnızlık üzerine çarpıcı bir alegoridir. Türkçede farklı yayınevleri tarafından defalarca basılan roman, her kuşakta yeniden okunan bir klasik.

Guillermo del Toro’nun 2025 tarihli filmi, bu hikâyeyi insanla canavar arasındaki o kırılgan hatta kuruyor. Victor Frankenstein rolünde Oscar Isaac, yaşamın sırrını çözmeye çalışan ama sonunda kendi vicdanıyla yüzleşen bir bilim insanı olarak karşımıza çıkıyor. Onun yarattığı ‘canavar’ı Jacob Elordi canlandırıyor; dışarıdan korkutucu ama aslında bir çocuğun şaşkınlığına sahip bir yaratık. 

Venedik Film Festivali’nde büyük ilgi gören film, Shelley’nin romanındaki gotik yalnızlığı del Toro’nun görsel şiirselliğiyle buluşturuyor. Yönetmen, ‘canavarın içinde bir insan, insanın içinde bir canavar’ aradığını söylüyor. Ve gerçekten de buluyor. ‘Frankenstein’, Netflix’te izlenebilir.

YABANCI 

20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olan Albert Camus’nün ‘Yabancı’sı, 1942 yılında yazılmış olmasına rağmen hem felsefi hem de politik okumalarıyla güncelliğini koruyor. Kitap sade ama keskin diliyle bireyin toplum karşısındaki yalnızlığını, anlam arayışının imkânsızlığını ve yaşamın absürtlüğünü anlatır. Türkçede farklı çevirilerle defalarca yayımlanan Yabancı, hâlâ her kuşakta aynı rahatsız edici soruyu sordurur: İnsan, kendi hayatına gerçekten ne kadar dâhildir?

François Ozon’un 2025 tarihli uyarlamasında ana karakter Meursault’yu Benjamin Voisin canlandırıyor. Film, siyah-beyaz çekimleriyle romanın sade tonuna görsel bir karşılık kuruyor. Yönetmen Ozon, Camus’nün metnini doğrudan yorumlamaktan çok, çağımıza tercüme ediyor: Duyguların hızla tükendiği bir dönemde, kayıtsızlığın yeni biçimlerini gösteriyor.

Venedik Film Festivali’ndeki ilk gösteriminde olumlu tepkiler alan film, 29 Ekim’de Fransa’da vizyona girdi. Eleştirmenler, Ozon’un yaklaşımının romanın özünü koruduğunu ama günümüz izleyicisine daha doğrudan bir “varoluş” duygusu sunduğunu söylüyor. ‘Yabancı’nın Türkiye vizyon tarihi 16 Ocak 2026.

HAYVAN ÇİFTLİĞİ 

George Orwell’ın 1945 tarihli ‘Hayvan Çiftliği’, hayvanların başkaldırdığı bir çiftlikte totaliter rejimlerin alegorisini kurar. Devrim umutla başlar ama sonunda yeni efendiler eski zalimleri aratmaz. Siyaset bilimi ve edebiyatın kesişiminde kendine kalıcı ve çarpıcı bir yer edinen kitabın, üçüncü sinema uyarlamasıyla bu yeri sağlamlaştırması bekleniyor.

Kitabın uzun süredir beklenen animasyon uyarlamasında yönetmen Andy Serkis, Orwell’ın hikâyesini modern dünyanın parıltılı yüzüne taşıyor. 2025’te Annecy Film Festivali’nde gösterilen filmde, çiftliğin hayvanlarına Glenn CloseWoody Harrelson ve Seth Rogen ses veriyor. Serkis, romanın Sovyet eleştirisini bugünün kapitalizmine çeviriyor; propaganda artık gazete manşetlerinde değil, şirket logolarında ve reklam ışıklarında parlıyor. Bazı eleştirmenler, Orwell’ın karanlık politik tonunun yerini daha yumuşak, göze hitap eden bir anlatımın almasını ‘fazla cilalı’ bulsa da Serkis’in mesajı açık: Oyuncular değişti ama düzen aynı. ‘Hayvan Çiftliği’nin ABD vizyon tarihi 30 Ocak 2026.

GEBER AŞKIM

Ariana Harwicz’ın 2012’de yayımlanan ‘Geber Aşkım’ adlı romanı, taşrada sıkışıp kalmış bir kadının doğum sonrası depresyonunu ve içsel çöküşünü sarsıcı bir dille anlatır. İngilizce çevirisiyle Booker ödülüne aday olan eser, kadınlık, annelik ve arzunun sınırlarını zorlayan metinlerden biri olarak öne çıkıyor. 

Lynne Ramsay’in Cannes’da büyük ses getiren 2025 uyarlamasında başrolde Jennifer Lawrence var. Eleştirmenler, Lawrence’ın performansı hakkında, karakteri sadece oynamadığını, neredeyse onun hâline büründüğünü yazıyor. Robert Pattinson, filmde kadının uzak ve kayıtsız eşi olarak yer alıyor.

Yönetmen Ramsay’in ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız’daki gibi, bu filminde de anne figürü kutsallıktan arındırılmış. Eleştiriler, yönetmenin Harwicz’in dili kadar sert ve dürüst bir atmosfer kurduğunu söylüyor. Anne olmanın değil, insan olmanın ağırlığıyla ilgili filmin, yılın en çok konuşulan uyarlamalarından biri olması bekleniyor. Filmekimi 2025 programında yer alan ve hayli ilgi gören film, ABD’de 7 Kasım’da vizyona girdi, Türkiye’deki gösterim tarihi ise henüz netleşmedi.

KREMLİN BÜYÜCÜSÜ 

Giuliano da Empoli’nin ‘Kremlin Büyücüsü’, Kremlin’in kapalı kapıları ardında şekillenen iktidarı kurgusal bir danışmanın gözünden anlatıyor. Roman, medyanın ve estetiğin gücüyle kurulan bir siyasetin anatomisini çıkarırken, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından Putin’in yükselişine uzanan dönemi keskin bir bakışla ele alıyor. Fransız edebiyatında son yılların en politik metinlerinden biri sayılan eser, yayımlandığı yıl olan 2023’de pek çok ödül kazanmıştı.

Olivier Assayas’ın Venedik Film Festivali’nde gösterilen uyarlamasında Paul Dano, kitaptaki danışman Vadim Baranov’u canlandırıyor. Sessiz ama yönlendirici bu figür için, iktidarın perde arkasındaki büyücüsü denebilir. Jude Law genç Vladimir Putin rolünde; medya, güç ve algı arasındaki oyunu tamamlayan parlayan yüz. Film için yapılan yorumlarda Assayas’ın, izleyiciyi estetikle uyuşturan ama aynı anda rahatsız eden bir dünyanın içine çektiği yer alıyor. ABD’de 21 Ocak 2026'da vizyona girecek filmin, Türkiye gösterim tarihi belirsiz.

PERŞEMBE GÜNÜ CİNAYET KULÜBÜ

Richard Osman’ın İngiltere’de bir emekliler yurdunda geçen romanı, bir grup yaşlının eski cinayet dosyalarını çözmeye çalışmasını konu alıyor. Perşembe günleri toplandıkları için kendilerini ‘Perşembe Günü Cinayet Kulübü’olarak adlandıran dörtlü, emekliler yurdunda işlenen bir cinayetle eski dosyaları bir kenara bırakıp bu cinayeti çözmeye karar veriyor. Mizah, zekâ ve dostluğun birleştiği bu anlatı, ‘cozy mystery’ türünün en güncel örneklerinden biri. 

Kitabın Netflix uyarlamasında yönetmen Chris Columbus, bu mizahı koruyor. Aralarında Helen MirrenPierce BrosnanBen KingsleyCelia Imrie’nin bulunduğu oyuncu kadrosu adeta bir efsaneler geçidi. Netflix’te ağustos ayında yayımlanan film, kısa sürede en çok izlenen yapımlardan biri oldu. Columbus’un yorumu, suçtan çok yaşam sevgisiyle ilgileniyor: Merak, ölmez.

TATİLDE TANIŞTIĞIMIZ İNSANLAR 

Emily Henry’nin romanı, 10 yıl boyunca her yaz birlikte tatile çıkan iki yakın arkadaş, Poppy ve Alex’in hikâyesini anlatıyor. İkilinin aralarındaki bağ yaptıkları son tatilde kopma noktasına gelir ve sonrasında iki yıl boyunca konuşmazlar. Sessiz geçen bu sürenin ardından yeni bir tatil hem geçmişi hem de birbirlerini yeniden anlamaları için bir fırsata dönüşür. Samimi dili, sıcak atmosferi ve duygusal içtenliğiyle roman, gerçek aşkın neye benzediğini ve ‘ev’ duygusunun bir insanda bulunup bulunamayacağını sorguluyor.

Netflix uyarlamasında yönetmen Brett HaleyEmily Bader (Poppy) ve Tom Blyth (Alex) ikilisi, birbirine çok benzeyen ama bir türlü buluşamayan iki ruhu canlandırıyor. Hırvatistan kıyılarında geçen hikâye, romantizmden çok duygusal mesafe üzerine kurulu. Filmin 9 Ocak 2026’da Netflix’te yayımlanması planlanıyor. 

KISKANMAK 

Nahid Sırrı Örik’in ‘Kıskanmak’ romanı, kıskançlık, bastırılmış öfke ve intikam duygularını merkezine alan karanlık ve çarpıcı bir psikolojik dram. Hikâye, çirkinliği nedeniyle hayatı boyunca dışlanan ve sevilmeyen Seniha’nın, güzelliğiyle öne çıkan yengesi Mükerrem’e ve onu hep koruyup kollayan ağabeyi Halit’e karşı büyüttüğü kıskançlıkla örülür. Seniha'nın kötülüğü, yalnızca kişisel bir intikam değil, toplumun güzelliğe ve cinsiyet rollerine yüklediği anlamlara da bir başkaldırıdır. 

2009 yılında Zeki Demirkubuz’un yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan kitabın şimdi de dizi uyarlaması yapıldı. NOW TV’de yayımlanan yeni dizi uyarlamasında Seniha’yı Özgü Namal, ağabey Halit’i Mehmet Günsür, Nüzhet’i Selahattin Paşalı, Mükerrem’i ise Hafsanur Sancaktutan canlandırıyor. Yönetmen Nadim Güç, hikâyeyi 1930’lardan alıp günümüz İstanbul’una taşımış. Zaman değişmiş ama hırs aynı kalmış: Sevilme arzusu hâlâ bir silah gibi kullanılıyor.

HİZMETÇİ 

Freida McFadden’ın ‘Hizmetçi’ üçlemesinin ilk kitabı, kapalı bir evin içinde geçen bir psikolojik gerilim. Genç kadın Millie, zengin bir ailenin yanında işe başlar ancak bu evde kimse göründüğü gibi değildir. Roman, sınıf, sır ve manipülasyon üzerine kurulu bir labirent örgüsünde ilerler.

Kitabın yönetmen Paul Feig imzasını taşıyan film uyarlaması, eleştirmenlerin ilk yorumlarına göre, romana sadık bir atmosfer kuruyor; hikâyenin merkezinde yer alan kapalı mekân gerilimi ve Millie ile Nina arasındaki psikolojik çatışma öne çıkarılıyor. Sınıf farkı, sır, manipülasyon ve güç dengeleri etrafında gelişen bu anlatının, tek bir evin içinde giderek artan bir baskı hissiyle işlendiği belirtiliyor. Sydney Sweeney (Millie), Amanda Seyfried (Nina) gibi yıldız isimlerin rol aldığı filmin Türkiye’deki gösterim tarihi 9 Ocak 2026 olarak duyuruldu. 

Bonus: KAR KÜRESİ 

Beyza Alkoç’un ‘Kar Küresi’, genç bir kadının geçmişiyle yüzleşmesini ve beklenmedik bir bağla yeniden hayata tutunmasını anlatıyor. Özellikle genç okurlar arasında yoğun ilgi gören eser, hem romantik hem de melankolik atmosferiyle kısa sürede geniş bir okur kitlesine ulaştı. 

Yapım hakları alınmış olan sinema uyarlanmasının 2025 yıl sonunda gösterime gireceği haberlerine rastlamamıza rağmen oyuncu kadrosu, yönetmen ya da kesin vizyon tarihi açıklanmadı.


Ayrıca okuyun