“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

ROSALÍA’DAN LUX: YER İLE GÖK ARASINDA 13 DİLLİ SENFONİ

Rosalía

Dinleyicisinden ışıkları kapatıp tüm dikkatini müziğine vermesini isteyen Rosalía'nın flamenko, pop ve klasik müziği birleştiren albümü ‘LUX’, anti-pop niyetiyle yayınlanmasına rağmen Spotify'da Taylor Swift'i geride bırakarak pop'un kurallarını yeniden yazdı.

Kısa diskografisinde Rosalía’nın kırmadığı kural yok gibi. Barselona doğumlu şarkıcı, son yedi yılını öyle bir hızla yenilik yaparak geçirdi ki, çağdaşları onun yanında komik derecede tembel kaldı. Bu dinamizmi, 2023’te Rock Werchter’da onu ‘Despechá’ şarkısını söylerken sahnede izlediğimde bizzat deneyimlemiştim; o elektrikli festival atmosferinin ortasında, büyük çıkışını yapmak üzere olduğu o kadar belliydi ki.

Flamenkonun folklorik geleneğini R&B ritimleriyle birleştirdiği 2018 albümü ‘El Mal Querer’ Rosalia’nın Katalonya müzik yüksek okulu ESMUC’dan mezun olurken sunduğu final projesiydi. Latin Amerika müziğini hip-hop beat’leri etrafında biçimlendirdiği 2022 tarihli ‘Motomami’ ise dünya çapında büyük bir patlama yaratmıştı. 

POP, KLASİK MÜZİĞİN BOŞLUĞUNU DOLDURABİLİR Mİ?

Latince ışık anlamına gelen yeni albümü ‘LUX’ ise bambaşka bir şey. Rosalia burada  birbirinden uzak görünen üç türü pop, klasik ve flamenkoyu birleştirerek bir eser yaratıyor. Ve ana akım müziğe dönerek şunu sorguluyor: Modern pop ya da deneysel pop artık ‘Carmina Burana’ gibi kültürel açıdan büyük, tiyatral ve anıtsal eserlerin bıraktığı etkiyi ve boşluğu doldurabilir mi? Sadece bu soruyu sormakla kalmıyor, aynı zamanda cevabın kendisi olduğunu söylüyor.

18 şarkıdan oluşan albüm, maksimalist ve kesinlikle talepkar. Rosalia, konfor alanınızdan çıkın ve pop müziğin ötesindeki entelektüel referansları da öğrenin demiş. Yani bir akademik araştırma yapmış. Ortaçağ’da yaşamış polimat rahibe ve besteci Hildegard von Bingen gibi figürlerden ilham almış örneğin. Aynı zamanda Rosalia’nın dişil mistisizm olarak tanımladığı kadınlık ve maneviyat kavramlarına dayanan bir albüm bu. 

PLANLANMIŞ ANITSAL BİR SANAT ESERİ

‘LUX’, tıpkı büyük bir senfoni gibi, her biri farklı bir temayı ve duygusal durumu temsil eden dört ana bölüme ayrılmış. Rastgele bir pop koleksiyonu değil, planlanmış anıtsal bir sanat eseri, bir magnum opus dinliyorsunuz yaniBu yapı, Rosalia’nın Londra Senfoni Orkestrası’yla yaptığı çalışmalar ve Pulitzer ödüllü çağdaş klasik besteci Caroline Shaw'un düzenlemeleriyle destekleniyor. Rosalía, prodüksiyon için Noah Goldstein ve Dylan Wiggins gibi dehalarla da çalışarak bir nevi kendi yetenekli çocuklar okulunu kurmuş.

Albümün kavramsal cüretkârlığı, daha ilk single'ında açıkça hissediliyor. Rosalía, Berlin'in ünlü tekno kulübünün adını taşıyan’ Berghain’ı 27 Ekim’de yayımladığında şarkının adını duyanların ilk olarak bir kulüp hiti beklemesi çok doğaldı. Ancak o bunun yerine, sanki Beethoven Berlin’de kulübe gitmiş gibi, operavari, deneysel, karmaşık ve orkestral bir şarkıyla geldi. Avangart eser, Björk ve Yves Tumor gibi önemli isimlerinin katkılarıyla daha da güçlendi. Bu füzyon, albümün ne kadar iddialı olduğunu da işaret etti tabii.  

Albümün tamamında da bu karşıtlık hakim işte. ‘De Madrugada’da örneğin Rosalia’nın kendi icat ve icra ettiği neredeyse theremin benzeri bir vokal efekti var. Bunu piyanonun üzerine katmanlandırmış. 5/8'lik ritmiyle kesinlikle klasik müzikle pop arasında gidip gelirken her an her şeyi beklememiz gerektiğini söylüyor bize. Breakbeatlerin, auto-tune’ların kullanıldığı ‘Porcelana’da bu füzyon havalarının daha da coştuğunu duyuyoruz.

KUTSAL VE SEKÜLERİN ÇATIŞMASI

İspanyol bir müzisyenden Ukrayna dilinden İtalyancaya 13 dilde söylediği şarkılar dinliyor olabiliriz. Ama bu şarkı sözlerini araştırıp ne dediğini öğrenemeyeceğimiz anlamına gelmez. Zaten Rosalia da bize böyle yapın demedi mi? Açılış parçası ‘Sexo, Violencia y Llantas’da Rosalia, “Önce dünyayı seveceğim sonra tanrıyı, ikisinin arasında yaşamak ne güzel olurdu...” sözleriyle tüm albüme egemen olan ikilemi ortaya koyuyor. Cennet ile yeryüzü, kutsal ile seküler, somut ile soyut arasındaki gerilim. ‘Dios Es Un Stalker’ (Tanrı Bir Takipçi) şarkısı ise bu gerilimin zirvesi. Tıpkı The Police’in ‘Every Breath You Take’deki kadar tedirgin edici bir takıntıdan bahsediyor çünkü.

Albümün magnum opus'u İslam esintili, Arapça dizeler içeren ‘şahdamar’ı yani ‘La Yugular’ şarkısı. “Ben dünyaya sığarım./ Dünya da bana/ Bir haikunun içine sığarım/ Koca ülke haikuya/ Ve tüm galaksi bir kıymığın içine” sözleriyle enginlere sığmayan ilahi aşkın bir insanın küçücük kalbine nasıl sığabileceğini anlatıyor burada. Şarkı, Patti Smith’in sesiyle  “Yedi cennet, ne büyük şey. Ben sekizinci cenneti, onuncu cenneti, bininci cenneti görmek istiyorum" dizeleriyle sona eriyor.

İNTİKAM ŞARKISI OLMADAN OLMAZ

Kavramsal ağırlığına rağmen ‘LUX’ın geleneksel pop şarkılarına yakın bir anlatımı da sözkonusu. ‘La Perla’ (İnci) örneğin neredeyse bir Strauss valsi. Ama tüm neşesine karşın öfke dolu sözleri var. Hedefteki kim mi? Elbetteki eski nişanlı, Porto Rikolu reggeaton süperstarı Rauw Alejandro. Rauw, ‘ulusal kalp kırıcı’, ‘duygusal terörist’, ‘dünya çapında bir beceriksiz’ olarak boyunun ölçüsünü burada alıyor. 

‘Sauvignon Blanc’ ise maksimalist kompozisyonların ardından klasik ve sade bir balad. Bu şarkıyla Rosalia’nın basit ve duygusal bir şarkıyı da ustalıkla söyleyebileceğini görüyoruz. 

KENDİ KÜLTÜRÜNÜN ÖZÜNDEN ASLA KOPMUYOR

Albüm ne kadar küresel ve deneysel olsa da, Rosalía kendi ülkesinin ve kültürünün özünden asla kopmuyor. En modern (tekno, pop) şarkılarda bile, flamenko eğitimi sayesinde öğrendiği palmas, yani el çırpma seslerini duyuyoruz. ‘Novia Robot’, ‘Foco Urari’ ve ‘Porcelana’da olduğu gibi.

Ve albüm %100 bir flamenko şarkısı olan ‘La Rumba del Perdón’ ile bitiyor. Anlıyoruz ki Rosalia, denizleri aşıp uzak diyarlara gitse de her zaman ait olduğu yere geri dönecek. 

ÖYLEYSE KAPATIN IŞIKLARI

Albümün ticari kaderi, Rosalía'nın sanatsal vizyonu nedeniyle başta belirsiz görünüyordu. Rosalía, dinleyicisini aktif olarak zorluyor, hatta bu kaydı dinleyenlerin yabancılamasından bir nevi memnun olacağını belirtiyordu. Gerçekten de ‘LUX’, odaklanmadan dinleme ve TikTok’ta kullanmak üzere şarkıların kırpılması gibi durumlar için adeta bir panzehir. Rosalia dikkati şart koşuyor çünkü. 

Ancak müzisyenin bu sanatsal meydan okuması, ticari başarıyı da beraberinde getirdi. Spotify’ın haftalık en çok dinlenenler listesine göre ‘LUX’, 7-13 Kasım tarihleri arasında dünya çapında en çok çalınan albüm. Taylor Swift’in henüz 3 Ekim’de çıkardığı ‘The Life of a Showgirl’ albümünü de geride bıraktı.

Öyleyse kapatın ışıkları. Tüm dikkatinizi çağımızın en özgün sanatçılarından Rosalia’nın yeni albümüne verin. Tutkunun peşinden gidildiğinde neler olabileceğini görün ve duyun.


Ayrıca okuyun