Romanın ilk örneği kabul edilen Miguel De Cervantes’in ‘Don Kişot’u (Don Quijote), aradan 420 yıl geçmesine, yazıldığı dönemde henüz bazı yazım teknikleri denenmemiş olmasına rağmen, hem içerik hem de biçimsel yönlerden çağdaş bir metindir. Okunduğunda kendisini gizlemeyen, herkese hitap edecek kadar katmanlı ve zevkine doyulmaz bir kitap.
Miguel De Cervantes, bundan yaklaşık 420 yıl önce, İspanya’nın Alcala de Heneras kasabasında, -eczacı olduğu da rivayet edilen- yoksul bir sağlık memurunun yedi çocuğundan biri olarak dünyaya gelmişti. Amerika kıtasının yağmalanmasıyla elde edilen servet sayesinde İspanyol altın çağının yaşandığı bu dönemde yoksullar için ise değişen pek bir şey yoktu. Ailesiyle Madrid'e taşınan Cervantes, ancak kısa süre okula gidebilmiş, eğitimini kendi kendine tamamlamıştır. Edebiyatla ilk tanışması da bu yıllardadır.
Cervantes, 1569’da, kimilerine göre hapse mahkum edildiği için, İtalya’ya gitti. Osmanlı’ya karşı düzenlenen Haçlı seferine katılmak üzere donanmaya yazıldı. 1571 Leponte deniz savaşında yaralandı, sol elini kaybetti ama yine de savaşmayı sürdürdü. Ama talih yüz çevirmişti Cervantes’ten. Dönüş yolculuğu Cezayir korsanların eline düştü. Birkaç başarısız kaçma girişiminin ardından istenen fidye parası temin edildi ve 1580 yılında özgürlüğüne kavuşarak İspanya’ya döndü. Ne var ki beklediği bir mevki sunulmadı kendisine. O da yazarlığa yöneldi. Önceleri tiyatroyla ilgilendi. Birçok oyun yazdıysa da bugüne yalnızca ‘El trato de Argel’ ve ‘La Numanica’ ulaşabildi. Ardından ilk romansı ‘La Galatea’yı tamamladı, kitabın getirisiyle de evlendi. Bakması gereken insan sayısı artınca tekrar memuriyete döndü. Donanmanın ambar memuruydu ama hesapları iyi tutamadığı için kasa açık verdi ve Cervantes yeniden hapse düştü.
Hapisliği verimli geçti Cervantes’in. ‘Don Kişot’u burada tasarladı. 1605’te kitap yayımlandı ve sevildi. İlk birkaç hafta içinde kaçak olarak üç baskısı daha sürüldü piyasaya. Ancak Cervantes, Lemos kontunun himayesi altına girene dek parasızlık derdinden kurtulamadı. Geçimi kont tarafından sağlanan Cervantes, artık rahatça yazabilirdi öykülerini. 1613 yılında basılan ‘Novajeles ejampleres’te 13 öyküsü yer aldı. ‘Don Kişot’un ikinci bölümünü, bazılarının ilk kitabı kendilerine mal etmeleri üzerine 1615’te alelacele tamamladı. 1616’da yazdığı son yapıtı ‘Los trabojos de Persiles Sigusmunda’nın (Persiles ve Sigismunda’nın Seyahatleri) yayımlanmasından bir süre önce hayata veda etti..
İLK ROMAN, İLK KLASİK
Romanın ilk örneği olarak kabul edilir ‘Don Kişot’. Modern romanın miladı olarak burjuva devrimlerinin gösterildiği düşünülürse erken bir üründür. Henüz feodalitenin tasfiye edilmediği, burjuva birey kavramının oluşmadığı bir tarihte Cervantes, ‘’Don Kişot’un şahsında klasikleşen ve günümüze kadar gelen bir tip yaratmayı başarmıştır. Hayatını bir hiç uğruna harcayan bu ‘meczup’, hem ortaçağ şövalyeliğinin sonunu ve trajedisini hem de inandığı değerler uğruna savaşan, bir kolunu kaybeden, fedakarlığının karşılığını alamayan ve iyi niyeti nedeniyle hapse düşen Cervantes’in kendi düş kırıklıklarını simgeler.

TAM BİR ŞÖVALYE KARİKATÜRÜ
Konu artık herkesin ezberindedir herhalde; Birinci bölümde, Le Mancha bölgesinde yaşayan Alonso Quijano, okuduğu romantik çağ şövalyelerinin romanslarından etkilenerek, bu müessesenin yeniden canlandırılması için yola çıkar. Ancak, ideali ile kendi gerçekliği arasındaki görüntüsel uçurum bile komiktir. Kafasında bir tas, elinde bir sopa, üzerinde paslı bir zırh ve cılız atıyla o tam bir şövalye karikatürüdür. Maceralarını adamak için seçtiği güzel, yakınlarındaki bir köylü kızıdır. Önemsizdir bütün bu ayrıntılar; her şey -Don Kişot adını alan- Alonso’nun kafasında olup bitmektedir zaten. Gördüğü nesnelerin asıllarından büyü nedeniyle farklılaştığına inanınca mesele de kalmaz. Bir şato olarak varsaydığı köhne bir handa yapılır şövalyelik töreni. Dönüş yolunda -bol vaatle kandırdığı- Sancho ile karşılaşınca ekip tamamlanır. Bundan böyle maceralar, yeldeğirmenlerine, koyun güden çobanlara, makinalara, şarap tulumlarına saldırılar başlayacaktır. Bölümün sonunda, akrabaları ve köyün papazı tarafından kandırılarak evine -biraz da zorla- getirilir.
İkinci bölümde -zihinsel gelgitleri değilse bile- sıhhati düzelmiştir Don Kişot’un. Sancho’yla yeniden yola koyulurlar. Bu arada ünü duyulmaya başlamıştır. Eğlenceye pek meraklı olan Dük ve Düşes, onun için bir oyun hazırlarlar. Don Kişot şatoda gerçek bir şövalye gibi iltifat görür, Sancho’ya bir ada niyetine, bir çiftlik parçasının valiliği verilir. Kahramanlarımız mutludur ama oyun uzun sürmez. Adasını istediği gibi yönetemeyeceğini anlayan Sancho istifa eder. Don Kişot -bir mizansen olan- düelloda yenilir ve koşul gereği köyüne dönmek zorunda kalır. Yeniden eve gelen Don Kişot aniden hastalanır. İşin tuhafı artık deliliği de sona ermiştir. Hayaller dünyasına geri dönmeyi redder, papaza günah çıkartır ve hayata gözlerini yumar.
ROMANSTAN ROMANA GEÇİŞİN ÖNCÜSÜ
Romanslar, ortaçağın, soyluların ve şövalyelerin maceralarını, kahramanlıklarını, aşklarını, erdemlerini hikaye eden popüler bir edebi türüydü. O yüzyılın romanlarıydı onlar. Romandan en büyük farkı bireyi değil, dönemin yüksek değerlerinin simgesi olan bir kahramanı anlatmasıdır. Bu anlatılarda aşk öne çıktığı zaman pastoral romans, yiğitlik ön plana çıktığı zaman şövalye romanı adlandırması yapılır.
16. yüzyılda, romanslarda sıradan insanlar da görünürlük kazanmaya başlar. 1553 tarihli ‘Lazarillo de Tomes’, bir köylünün serüvenlerini oldukça gerçekçi bir biçimde aktaran ve en başarılı bulunan romanstır. Öyküdeki kahramanın temsil ettiği işsiz güçsüzlerin İspanyolcadaki karşılığı olan picaro, bu yeni türe pikaresk denmesine neden olacaktır. İşte Cervantes böyle bir yazım kültürünün mirasçısıdır. ‘Don Kişot’ ise bir pikaresktir aslında ama pikareskten romana geçişin de öncüsüdür.
SOYLULUĞA KARŞI ACIMASIZ ELEŞTİRİ
Eleştiri yüklüdür metin. Ancak bu eleştirinin yalnızca ölmekte olan şövalyelik ‘müessesesini’ hedef aldığını söylemek doğru olmaz. Tersine, yitip giden değerler karşısında hüzün doludur Cevantes. Buna karşılık yapacak insani bir uğraşları olmayıp günlerini eğlenmekle geçiren Dük ve Düşes özelinde soyluluğa karşı acımasızdır. Şövalye saf ve temiz ruhludur. İnsanlığı kurtarmak, kötülüğü yenmek gibi bir amaçla çıkmıştır yola. Onun fark edemediği, kötülüğün artık doğaüstü olmadığıdır. Kötü olan güçlü kişilerdir ve onlara karşı savaştan bir idealistin galip çıkması mümkün görünmemektedir.
EDEBİYATIN İLK BİLGE DELİLERİ DON KİŞOT VE SANCHO
Hikayenin en önemli öğelerinden birisi ‘deliliktir’: Deliler, ortaçağın ilginç topluluğuydu. Hemen her yerleşim bölgesinde rastlanabilen bu insanlar, toplumla iç içe yaşıyor, zaman zaman alaya alınıyor, itilip kakılıyor ama sanki bir dokunulmazlık zırhıyla da korunuyorlardı. Kimsenin söylemeye cüret edemediği kelimeler onlara yasak değildi, doğal davranışların dini baskılarla kısıtlandığı o yıllarda, delilerin içlerinden geldiği gibi hareket etmesinde yadırgatıcı bir yan yoktu. Aslında delilerin dünyası daha akılcıydı. Bu akılcılığı Erasmus ‘Deliliğe Övgü’de işlemiş ve bir bilge-deli yaratmıştı. Edebiyatın ilk bilge delisi ise Don Kişot’tur. Haksızlık etmeyelim, Sancho da onun kadar bilge, onun kadar delidir.
ÇAĞDAŞ BİR ANLATI
Aradan bunca yüzyıl geçmesine, yazıldığı dönemde henüz bazı yazım teknikleri denenmemiş olmasına rağmen ‘Don Kişot’, hem içerik hem de biçimsel yönlerden çağdaş bir metindir. Bugüne dek, Dostovyevski’nin ‘Budala’sı Prens Mişkin’den Flaubert’in ‘Madame Bovary’sine, oradan Kafka’nın Bay K.’sına kadar pek çok roman kahramanına bulaşmıştır Don Kişot’luk. Hatta romanlardan gerçek dünyaya taşmış, umutsuz mücadelelere girişen kişilerin nitelemesi olmuştur.

POSTMODERN EDEBİYATIN DA ATASI
Kurgusallığın ve metinler arasılığın kökleri de ‘Don Kişot’ta bulunabilir. Cervantes, romanını yazarken, kendi dönemindeki bütün yazım türlerini denemiştir. Epik parodi, pastoral romans, ulusal dildeki öyküleme, soneler, hükümdar tartışmaları, pikaresk ve doğu öykü anlatımını bir araya getirmiş ve modern romana bir zemin hazırlamıştır. Bölümler arasına serpiştirilmiş ek öyküler ve hayali Arap tarihçişi Cid Hemata Benegeli’ye dayandırılan geri plan ise postmodern edebiyatın, Borgesvari anlatım tarzının atasıdır.
KARAKTERLERİN GELİŞİMİ AÇISINDAN DA İLGİYE DEĞER
‘Don Kişot’, kişilerin gelişimini, birbirlerini etkileyişini ve karakter özelliklerinin yer değişitirişini hikaye sürerken diyalektik biçimde sergilemesi açısından da ilgiye değer. Başlangıçta Sancho, aç gözlü, maddi değerlere düşkün ve cahildir. Don Kişot ise düşler ülkesinde dolaşan bir bunak. Şövalye ve uşağı yaşadıkları maceralar sonunda giderek birbirlerine yaklaşır, her biri diğerinin özelliklerini kendine mal eder. Don Kişot, Sancho gibi halk ağzıyla konuşmaya başlar, Sancho saraylı diline özenir. Sancho, parayı pulu şan için tepip, düşler ülkesinde yaşamayı özler, Don Kişot ise gerçekleri fark etmiştir artık. Bütün bu simgesel motifler arasında, fantazyalarından uyanan Don Kişot’un ölümü de bir simge, gerçek dünyanın tahammül edilecek bir yer olmadığının işaretidir.
HERKES ‘DON KİŞOT’U HAYATINDA ÜÇ KEZ OKUMALI
‘Don Kişot’ için söylenmiş güzel bir sözle bitireyim: “İnsan onu hayatında üç kez okumalıdır. Kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençlikte, mantığın hakim olmaya başladığı orta yaşta, her şeye felsefe açısından bakıldığı ihtiyarlıkta.” Cervantes ve ‘Don Kişot’ üzerine söylenecek hem çok şey var, hem hiç bir şey yok. Çünkü, o, okunduğunda kendisini gizlemeyen, herkese hitap edecek kadar katmanlı ve zevkine doyulmaz bir kitap.

