AYŞEGÜL SAVAŞ: HAYATIMIZI BAŞKALARINA NASIL ANLATIRIZ?

Pek çoğumuzun ‘Obama’nın sevdiği Türk yazar’ olarak adını duyduğu Ayşegül Savaş, Türkçedeki ilk kitabı ‘Beyaza Beyaz’la ilgili, “Kitabımda hikâye anlatım biçimlerini irdelemek istedim. Hayatımızı başkalarına nasıl anlatırız? Neleri saklar, neleri öne çıkarırız? Diyaloglardaki mesafe, karakterlerin her an kendi imajlarının farkında olmalarından, anlattıklarıyla bir otoportre yaratmalarından kaynaklanıyor” diyor.
İstanbul’da doğan, eğitimini Boğaziçi ve Harvard üniversitelerinde tamamlayan Ayşegül Savaş, uzun süredir Paris’te yaşıyor ve İngilizce yazıyor. ABD eski başkanı Barack Obama’nın 2024’te en sevdiği kitaplar listesinde yer alan ‘The Anthropologists’ romanıyla uluslararası alanda görünürlük kazanan yazarın Türkçede yayımlanan ilk kitabı ‘Beyaza Beyaz’.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan ‘Beyaza Beyaz’, sanat tarihi öğrencisi bir anlatıcı ile ressam Agnes arasındaki gerilimli sessizliği odağına alıyor. İki yabancının birbirlerinin hikâyelerini nasıl sahiplendiğine tanık oluyoruz. Aralarındaki mesafe ve temasta bazen hüzün bazen şefkat seziliyor. Diyaloglardaki yankılarla görünenler kadar görünmeyenlerin de ağırlığını paylaşıyor, sessizliğin sınırlarını sorguluyoruz.
Marina Abramović’in hakkında “Ortaçağ’da derinin kendisi, gizli içsel hayatı örtmek için gerilmiş bir battaniye olarak görülüyordu, diye yazıyor Ayşegül Savaş. ‘Beyaza Beyaz’ da benim için okudukça tabaka tabaka açılan bir deriyi soymak gibiydi; hassas, gizemli ve derinlikli bir kitap” yorumunu yaptığı ‘Beyaza Beyaz’ı Ayşegül Savaş’la konuştuk.
ANLATTIKLARIMIZLA YARATTIĞIMIZ OTOPORTRE
Kitabın adı ‘Beyaza Beyaz’ hem resim sanatına hem de boşluk fikrine açılan bir metafor. Sizin için ‘beyaz’ nasıl bir alanı ifade ediyor?
Temizlik, şeffaflık, saflık. Bir o kadar da bilinmezlik, boşluk ve opaklık.
‘Beyaza Beyaz’da karakterler arasındaki diyaloglarda belirgin bir mesafe var. Anlatıdaki bu mesafe okuru da belli bir sınırda tutmak için bilinçli bir tercih miydi?
Bu kitabımda olay örgüsünden -hikâyeden- çok, hikâye anlatım biçimlerini irdelemek istedim. Hayatımızı başkalarına nasıl anlatırız? Neleri saklar, neleri öne çıkarırız? Diyaloglardaki mesafe, karakterlerin her an kendi imajlarının farkında olmalarından, anlattıklarıyla bir otoportre yaratmalarından kaynaklanıyor.
ANLATICI, AGNES’İN HİKAYESİNİ BOŞ BİR TUVAL GİBİ SAHİPLENİYOR
İki güçlü kadın karakter arasındaki iletişimin görünürdeki durgunluğu, akla kim kimin hikâyesini sahipleniyor sorusunu getiriyor. Bu soru sizin için ne kadar belirleyiciydi?
Kitabin ilk taslaklarında, sanat tarihi öğrencisi olan anlatıcının bir geçmişi, Agnes gibi bu geçmişe ait kırgınlıkları vardı. Ancak Agnes’in hikayesi belirginleştikçe, öğrencinin hikayesi giderek geri çekilmeye başladı. Anladım ki kitabın ana dinamiği, karakterlerin bireysel geçmişleri değil, ortak paylaşımları üzerine kurulmalı. Aynı evde geçirdikleri sene boyunca karakterler birbirlerini dinliyor, birbirlerini taklit ediyor, birbirlerinin hikâyelerini benimsiyorlar. Anlatıcı, Agnes’in hikayesini boş bir tuval gibi sahipleniyor ama Agnes de bir o kadar kendini öğrenciye beğendirmeye çalışıyor.
SUSKUNLUĞUN İKİLEMİNİ OKUYUCU DA YAŞASIN İSTEDİM
Kitabınızda okurun doldurması için çok sayıda boşluk, ima ve suskunluk var. Sizce bu boşlukları doldurma hakkı, okuru nasıl bir ortak yaratıcıya dönüştürüyor?
Kitaptaki önemli bir konu da empati – ve empatinin sınırları. Suskunluklar hem anlayış hem de duymama anlamına gelebilir. Okuyucunun da bu ikilemi yaşamasını, boşluklar üzerinden kendi empatisine kulak vermesini istedim.
Resim, mimari, edebiyat… ‘Beyaza Beyaz’da farklı sanat alanları birbirine sızıyor. Kişisel dünyanızda da disiplinlerarası mı çalışıyorsunuz?
Maalesef, sadece yazı yazıyorum! Ama görsel sanatlara olan ilgim kitaplarımda hep ortaya çıkıyor; o kitabı yazdığım sürece ben de bir ressam veya sanat tarihçisi olduğumu hayal edebiliyorum.
İngilizce yazıyorsunuz; ‘Beyaza Beyaz’ Türkçede yayımlanan ilk kitabınız. Çeviri sürecine ne kadar dahil oldunuz?
Çeviriyi çok kez dikkatle okudum, birçok düzeltme yaptım ve önerilerde bulundum.
Türkçede yayımlanacak ilk kitabınızın seçim süreci nasıl ilerledi, ‘Beyaza Beyaz’ sizin tercihiniz miydi?
Hayır, teklif yayınevinden geldi. Herhangi bir kitabımın anadilime çevrilecek olması beni çok mutlu etti.
Kitaplarınız hakkında geri dönüşler aldıkça ülkeye veya kültüre dayalı okur farkı gözlemlediniz mi?
Farklı şekillerde ait olduğum ülkelerden uzaklaştıkça, benim kimliğimden çok kitapların konularına odaklanılıyor.
‘THE ANTHROPOLOGISTS’ YAKINDA TÜRKÇEDE
‘The Anthropologists’ adlı romanınız Barack Obama’nın 2024’te açıkladığı favori kitap listesine girdi. Bu tür bir görünürlük size ne hissettirdi?
Mutluluk, şaşkınlık. Yazarlık içe dönük bir meslek. Masamda tek başıma geçirdiğim onca seneden sonra böyle bir görünürlük beni heyecanlandırsa da yazımda yine tek başıma olduğumu, benden başka kimsenin romandaki problemleri çözemeyeceğini unutmamam gerekiyor!
Peki, ‘The Anthropologists’i Türkçe okuyabilecek miyiz?
Onun için de hazırlıklar sürüyor.
