Beyoğlu’nda kültür sanat alanındaki farklı aktörler, geçtiğimiz günlerde Beyoğlu Belediyesi’nin davet ettiği bir toplantıda buluştu. Toplantının davet metninde, kültür sanat sezonunu değerlendirme ve Beyoğlu’nda gerçekleştirilecek işbirliklerini konuşma amacıyla düzenleneceği yazıyordu. Ancak tarihi miras yapılarına dair sorunlar, Beyoğlu’nun Airbnb sorunları, politik bağlamdan yoksun bir Beyoğlu nostaljisinden sıra bir türlü ana gündeme gelemedi.
Halil Ergün, Zeynep Oral, Nur Sürer, Mustafa Alabora, Orhan Aydın, Yekta Kopan gibi isimler ile Tatavla Sahne, Arter, İKSV, Karşı Sanat, Tiyatro Kooperatifi ve daha pek çok kurum, sanat yazarı, küratör, sanatçı, akademisyen toplantıdaydı. Ben de Sanatatak adına toplantıyı takip edebildim. Belediye Başkanı İnan Güney, masalara uğrayıp her katılımcıyla tek tek ilgilendi, selam verdi, teşekkür etti. Geçtiğimiz yıl düzenlenen benzer toplantılara kıyasla daha özenli bir organizasyon olduğunu söyleyebilirim.
Beyoğlu Kültür Sanat Platformu Daveti
Başkan Güney, kısa bir Beyoğlu güzellemesinin ardından vizyonlarını şöyle anlattı:
“Müşterek Beyoğlu diyoruz: Böylece sanatı tüm Beyoğlu sakinleri ve misafirleri için erişilebilir kılacağız. Yeniden Beyoğlu diyoruz: İlçemizin üzerine serilmiş ölü toprağını atacak, sanatın merkezi haline getirecek, yeniden canlandıracak, ayağa kaldıracağız. Mekan Beyoğlu diyoruz: Kültür sanat üretiminde ve erişiminde yaşanan temel ihtiyaçları karşılayacak, imkanları el birliğiyle çoğaltacağız. İş birliği Beyoğlu diyoruz: Bu alandaki tüm paydaşlar, kurumlar ve özneler ile birlikte, kültür-sanat alanının kentimizde tekrar yeşermesini sağlayacağız”
Hemen ardından tüm toplantı katılımcılarına şu teklifte bulundu:
“Gelin Beyoğlu Kültür ve Sanat Platformunu hep birlikte hayata geçirelim. Beyoğlu’muza renk katacak, ruh katacak adımı birlikte atalım.”
Güney, konuşmasının devamında platformun yapıcı ve yönlendirici, belediyenin ise kamu adına uygulayıcı olacağı bir demokratik model önerdi. Ancak teklif edilen model üzerine yeterince çalışılmamış: İşlevi, yapısı, iletişimi üzerine düşünülmemiş. Süreç içerisinde birlikte olgunlaştırılacak da denebilir ama yine de bir taslak ya da çerçeve ile gelinmesi kolaylık sağlardı.
Başkan’ın açılış konuşmasının ardından katılımcılar söz almaya başladı. Yılların koca çınar sanatçıları hayatlarında ilk kez mikrofonla karşılaşıyormuş gibi konuşmalar yapmaya başladı. Bazı konuşmalar hem toplantının sınırlarını hem de Beyoğlu’nun sınırlarını aşıyordu. Oysa gündem artık net: “Beyoğlu’nu Yeniden Kazanmak”. Kürsüden platforma dair görüşler talep ediliyor, fakat karşısında Belediye Başkanını gören katılımcılar sıklıkla başka konulara doğru kayıyordu. Bir noktada popüler katılımcılarından biri mikrofonu eline alıp toplantı akışına müdahale etti ve platform teklifine dair söz alınmasını ısrarlı bir şekilde vurguladı. Böyle bir müdahale kendisinden istenmiş miydi, kendiliğinden mi gelişti anlayamadık. Bunun ardından 1-2 istisna dışında konu artık platforma gelebildi. Bu sefer de zaman yetmediği için pek çok söz yarıda kaldı. Ama iyi haber: Toplantı, çoğunluğun onayıyla platformun kurulması kararı alınarak sona erdi!
Bilindik Belediyecilik Refleksleri Yerine…
30 Mart 2024 seçimlerinin en heyecan verici kazanımlarından biri Beyoğlu Belediyesi’nin, sosyal demokrat çizgideki bir yönetime geçmesiydi. Ancak hepimizi kapsar şekilde yapılan “Beyoğlu’na geri dönüyoruz” propagandanın aksine, 30 yıl aradan sonra Beyoğlu’na bir seçim sonucuyla geri dönmedik! Çünkü çoğumuz zaten hiç gitmemiştik. Beyoğlu’nda sandalyeler toplatıldıktan sonra da Beyoğlu’nda eğlenmekte ısrar ettik. Beyoğlu’nun kamusal alanları güvenlik aygıtlarıyla işgal edilirken, Galatasaray Meydanı polislerce çitlenirken, translar sokaklardan kovulurken, Emek Sineması kapatılıp Meydan’a iş makineleri getirilirken Beyoğlu’nu savunma inadımızı sürdürüyorduk. Beyoğlu’nun en hararetli günlerinde bir grup genç aktivist, Bekar Sokak’ta buldukları bir boşluğu Manukyan Park’a çeviriyordu. Yaşam tarzları hedef gösterilirken, galeriler saldırıya uğrarken, konserler yasaklanırken inatla Beyoğlu’nda üretmeye devam eden kültür emekçileri vardı! Şüphe yok, İnan Güney yönetimindeki belediye de 1 yılı aşkın bir süredir Beyoğlu’nu kazanmış olmanın hakkını vermeye çalışıyor. Ama Beyoğlu’nun bir hafızası, inatla üreten kültür emekçileri, kentsel mücadelesi, üzerindeki baskılardan yılmayan eğlence hayatı bileşenleri var. Belediye, demokratik belediyeciliğin gerektirdiği şekilde, özellikle kültür sanat alanında bir arayış içerisinde; ancak bu çaba daha fazla aktörü kapsayabilmeli.

Kültür emekçilerinin ürettikleri mekanlarda yaşadıkları hak ihlallerine karşı ses çıkarmak, Beyoğlu özelinde kültürel faaliyetlere erişimi arttırmak, bölgedeki dezavantajlı kesimlerin sanatsal üretim süreçlerine katılımını desteklemek için kültür sanat alanında örgütlenmelerin büyümesi şart. Hele de kamunun paydaş olduğu bir model büyük bir ihtiyaç. Beyoğlu’nu yeniden kültür sanatın semti haline getirmek, destekten yoksun, kendi imkanlarıyla didinen kültür üreticilerini desteklemekle mümkün. Belediye’nin doğrudan üretici olması değil, mevcut üretimleri destekleyen, cesaretlendiren bir mekanizma kurması gerekiyor. Bu ikisi ayrı şeyler. Belediye sergi yapmak yerine, imkanlarını kültür emekçilerine açabilmeli. Mesele Beyoğlu’yla, Beyoğlu’nu ‘yeniden kazanmak’sa; bu, kentsel mücadele bileşenleriyle birlikte düşünülmek, planlanmak zorunda. Dolayısıyla belediye kentin soylulaştırıldığı projelerden uzak durup kentsel değerlerin ranta değil kamuya açıldığı politikalar geliştirebilmeyi önüne koymalı. Fındıklı Parkı’nın betona gömülmemesi için yükselen sesi duyabilmeli. Eğer demokratik bir belediyecilikse, “o konular başka” denemez. Öte yandan, kamusal kaynakların hak temelli ve şeffaf bir şekilde kültür üreticilerine sunulduğu bir bütçe programı örülebilmeli. Belediye, bu destekleri sadaka verir gibi değil, daha dolaylı yollarla ve kültürel haklar çerçevesinde yapılandırabilmeli. Bilindik belediyecilik refleksiyle sürekli yeni mekanlar açan bir belediye değil, imkanlarını hak temelli kamusal politikalarla planlayan bir belediye istiyoruz.
Sahnesizlere ve Bağımsız Üreticilere Destek
Kurulan platform; kendi sahnesi olan, projeleri devam eden, yeterince görünür olan isimleri önemsediği kadar, bunların hiçbirine sahip olmayan bağımsız sanatçıları ve bağımsız-alternatif kültür üreticilerini bünyesine dahil etmeyi hedeflemeli. Tanınmış figürlerin bu yapıyı domine etmesinin önüne geçmek için genç sanatçılara, yayınlara, inisiyatiflere, topluluklara olabildiğince alan açılması gerekiyor. Eğer bu platform, kültür sanat alanında üreten emekçileri, güvencesizleri, sanatçıları, irili ufaklı kurumları-inisiyatifleri bir araya getirebilirse, Beyoğlu için de büyük bir umut vaat edecektir. Galerilerde, kültür kurumlarında çalışanların dertleri ortak derdimiz gibi görülürse alanın demokratikleşmesine katkı sağlanacaktır. Sadece tanınmış simalardan ve ünlüler geçidinden oluşan hantal bir “kültür sanat platformu”, popülizmin ötesine geçip de iş/politika üretemez. Platform ve inisiyatif kurma-dağıtma konusunda hepimiz profesyonel olduk son yıllarda. Böyle bir platformun varlığını anlamlı kılacak olan, kamu politikalarına etki edebilmesi ve varlığıyla en geniş bileşimi bir araya getirebilmesidir.
Platformun önüne çalıştay, forum, arama konferansı gibi kısa vadeli hedefler konması toplantıda da önerildi. Hep beraber bu hedefe destek olabiliriz: Bildiriler sunalım, sahanın ihtiyaçlarını saptayalım, çözümler önerelim, akademik veya profesyonel olarak bu sorunlar üzerine çalışmış kişi ya da grupları dinleyelim. Ama bu düzeyde geniş bir katılımın devamlılığı mümkün değil. Bu sebeple enerjinin sönümlenmesine izin vermeden, herkesin kendince etkili olacağı çalışma gruplarında buluşmak bana daha heyecan verici geliyor. Gençlerin kültür sanat faaliyetlerine erişiminin arttırılması, toplulukların kalıcı mekansal ihtiyaçlarının karşılanması, daha da önemlisi sanatçıların ve bölgedeki kurumların ihtiyaç analizinin yapılması gibi acil gündemleri olan odak gruplar oluşturulmalı.
Bana kalırsa, Belediyenin davetiyle kurulan “Beyoğlu Kültür Sanat Platformu”, yankı odalarının dışına çıkabilecek imkanlara sahip. Eğer; platform çalışmalarında belediye hiyerarşik bir konumda olmak yerine, zaman zaman kendisini görünmez kılabilecek bir esnekliğe de sahip olabilirse… Beyoğlu’nda inatla üretenleri sürece dahil eden, Beyoğlu’nun hafızasını tanıyan, Beyoğlu’nun, Fındıklı’nın, kent mücadelesinin sesini duyan bir platform; Beyoğlu’ndan aslında hiç gitmediğimizi, hiç gidilmediğini belediye yönetimine de fark ettirecek. O zaman işler daha da kolaylaşır!