Geçtiğimiz hafta, Sharjah Art Foundation, 17. edisyon küratörlerini duyurdu: Angela Harutyunyan ve Paula Nascimento. 2027’de izleyicilerle buluşacak 17. Sharjah Bienali için yapılan duyuruda yakın iş birliği içinde olan her iki küratörün bienali eleştirel düşünce ve deneysel bir alan olarak kurgulayacakları paylaşılıyordu.
Berlin’de çağdaş sanat kuramları üzerine çalışan sanat tarihçisi, akademisyen, küratör Angela Harutyunyan ile 2023’ün sonunda Ermenistan çağdaş sanatının ilk sanat topluluklarından kabul edilen 3rd Floor üzerine konuşma imkanımız olmuştu. Bu kısa röportaj, Ermenistan çağdaş sanatının 1990’lardaki seyrine eleştirel bir lensle bakıyor. Türkiye’deki sanat izleyicileri, Harutyunyan’ı belki de ilk olarak Hrant Dink Vakfı’nın organize ettiği bir konuşma aracılığıyla dinleme fırsatı bulmuştu. Yıl: 2018. O konuşma esnasında Ermeni avangardına dair çalışması henüz Manchester Üniversitesi tarafından yayınlanmıştı. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde Sanat Tarihi Programı direktörü olarak görev alıyordu ve ARTMargins (MIT Press) dergisinin editörlüğünü yürütmekteydi.
Harutyunyan, Hrant Dink Vakfı’ndaki konuşmasına bir heykel kaidesini göstererek başlamıştı. Gösterdiği bu kaide, 1991 senesinde Yerevan’daki Lenin Meydanı’ndan. Kaide, artık göremesek de, kafası gövdesinden ayrılarak Ermenistan Tarih Müzesi’nde saklanan, ancak bir zamanlar tam o meydanda bütün ihtişamıyla “kitlelere” parıldayan bir Lenin heykeline ait. Meydana adını veren heykel üstelik. Ermenistan Sovyetlerden çıkınca Lenin heykeli meydandan parçalanarak kaldırılmış ama kaidesi meydanda var olmaya devam ediyor. Bütün meydanı mimari olarak biçimlendiren boş kaidenin etrafını doldurmak için 1991-1996 yılları arasında çeşitli yarışmalar düzenleniyor. Harutyunyan’a göre, “öncelikle bu heykelin ardında kalan maddi ve ideolojik boşluğun doldurulması, daha sonra da kaidenin yerinden kaldırılması” amacıyla düzenleniyor bu yarışmalar. Ermeni performans sanatçısı Grigor Khachatryan da bu yarışmaya katılıyor ve kaide üzerindeki boşluğu doldurmak için gidip orada durma eylemi yapıyor mesela.

Daha sonra Cumhuriyet Meydanı adını alacak olan bu meydanda hala bir boşluk var ve bu boşluğun nasıl doldurulacağı kamusal tartışmaların konusu… Harutyunyan’a göre “sembolik bir savaş alanı haline gelen bu mekan”, “tarihi geçmiş ve ideolojik şimdi” anlatılarının tam ortasında bir ideolojik boşluğu imliyor. Harutyunyan’ın imleyenini yitirerek fonksiyonsuz hale gelmiş kaide için “arzuyu harekete geçiren, artık geri getirilemeyecek olan, kaybolmuş kısmi bir obje” tanımı heyecan verici. Kaidenin yarattığı “imkansız beklenti” etrafında Ermenistan çağdaş sanatının 1990’lardaki politik ve kültürel gerilimine bakmak ufuk açıcı.
***
Can Memiş: Ermenistan, 71 yıl boyunca Sovyet yönetimi altındaydı. 1991’de Sovyetlerden ayrılarak bağımsızlığını ilan ediyor. Özellikle geç-Sovyet dönemi ve 1990’lar; Ermenistan’da çağdaş sanatın ivme kazandığı, farklı sanat topluluklarının oluştuğu yıllar. Bağımsızlıkla birlikte Ermenistan’da çağdaş sanatın rotası nasıl gelişti?
Angela Harutyunyan: Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ve kurumlarının zayıflamasının ardından, Ermenistan’da çağdaş sanat sahnesindeki eğilimleri haritalandıracak olursam, üç ana çizgi belirlerdim: Birincisi, geç Sovyet perestroyka döneminin resmi olmayan sanatçıları olan 3rd Floor gibi grupların kültürel politikasının devamı ve onların sanat ortamındaki hakimiyeti. Net bir estetik programları olmadan, Sovyetik sembollerden sanatsal, toplumsal ve politik olarak kurtulmaya çalıştılar ve bunu Avrupa-Amerikan neo-avantgardından ödünç aldıkları ifadelerle yaptılar. İkinci eğilim, kavramsal sanat çerçevesinde, yerel imkanlarca yönlendirilen ve sanatın özerk alanı içinde gerçeklikle olan bağını ciddiye alan bir dil arayışıydı. Bu eğilim nihayetinde Ermeni Çağdaş ve Deneysel Sanat Merkezi’nin kuruluşunun itici gücü oldu. Üçüncü eğilim ise 1990’ların başından ortalarına kadar uzanır ve post-Sovyet, liberal demokratik bir ulus-devlet inşası bağlamında sahneye çıkan genç kuşak sanatçılar tarafından temsil edilir.

C.M.: Neyi arıyordu 90’ların genç kuşağı?
A.H.: Bu kuşağın arayışını, liberal demokrasinin politika ve işleyiş biçimin taklit eden katı ve sade bir kavramsalcılık olarak tanımlayabiliriz. Ancak bunu sanatın özerk bir alan olduğu anlayışıyla beraber yaptılar. Bu eğilim, ACT grubunun eylemlerinde somutlaştı. 1990’ların ortalarından itibaren, ulusal aidiyet çerçevesinde Ermenistan’da çağdaş sanatı temsil eden yeni kurumlar kurmaya istekli diaspora Ermenilerinin de bu kuşağa katkısı oldu.
C.M.: Adlı adınca bir post-Sovyet estetiğinden bahsedebilir miyiz? Yalnızca Sovyetik değerlere ya da işleyişe karşı olmanın dışında bir kültürel, estetik, politik tutumlar bütününden mesela…
A.H.: Ermenistan’daki çağdaş sanat pratiklerinde özel olarak tanımlanmış bir post-Sovyet estetiği olup olmadığından emin değilim. Ancak bunu negatif yönden tanımlayabiliriz: Post-Sovyet koşullarda Ermenistan çağdaş sanatı bir yandan Sovyet estetiğine, diğer yandan ise baskın ve karizmatik ulusal modernizme karşı kendini tanımladı. Bu sonuncusu, de-Stalinizasyonun ardından Kruşçev’in liberalizasyon programının etkisiyle, 1950’lerin sonları ve 1960’larda ortaya çıkan ve “Yumuşama” (Thaw) olarak bilinen dönemde gelişti. Ermenistan’da ise 1972’de Sovyetler Birliği’nde kurulan ilk modern sanat müzesi olan ve Henrik Igityan tarafından kurulan Yerevan Modern Sanat Müzesi’nin temelini oluşturdu. Müzeyle ilişkilendirilen sanatçılar, modernizmin biçimsel dilini kullanarak, baskın Sovyet estetiği olan Sosyalist Realizm tarafından bastırıldığı varsayılan etnik ve ulusal içerikleri görünür kıldılar. Kısacası, birleşik bir post-Sovyet estetiği yok; ancak anti-Sovyet kültürel program ile ulusal modernizme karşı karmaşık ve büyük ölçüde karşıt bir tutum, post-Sovyet Ermeni çağdaş sanatının kültürel sınırlarını belirliyor.
C.M.: Ermeni çağdaş sanatının ilk sanat topluluğu olarak kabul edilen ‘3rd Floor’ Ermeni avangardının 90’lardaki gelişi
A.H.: Ermenistan’da 3rd Floor sanat hareketi, 1990’larda çağdaş sanat haline gelen şeyin anti-Sovyet boyutunu somutlaştırdı. Geç Sovyet döneminde kurulan ve kültürel-sosyal yaşamın yeniden yapılandırılmasına dair politikalardan ilham alan 3rd Floor sanatçıları, toplumsal dönüşümün müjdecisi olduklarını düşünüyorlardı. Bu dönüşümü estetik yollarla gerçekleştirmek istiyorlardı. 3rd Floor’un güçlü bir ütopyacı boyutu vardı. Fakat bu ütopya, kapitalist tüketimcilik ve liberal demokrasilerdeki özgürlük ütopyasından ibaretti.

C.M.: Bu hareketi katı Sovyetik plan karşısında özgürlükçü arayış olarak tanımlayanlar vardı. Bir yanı elbette özgürlükçü, bir yanı ise kapitalist dünyayla kucaklaşma derdinde. Homojen bir çığlık değil de çeşitli çığlıklar bir arada belki de.
A.H.: 1987’de yirmili yaşlarındaki sanatçılar, müzisyenler, şairler ve yazarlardan oluşan gevşek yapılı bir grubun kurduğu 3rd Floor hareketi, sergileri özgür yaratıcılığın festivalleri olarak düşünerek Ermenistan Sanatçılar Birliği’nin yerel şubesini reforme etmeye başladı. İlk etkinlikleri, bütünlüklü bir sergiden ziyade bir festival gibiydi ve sergi alanı ayrılmamıştı. Birliğin üçüncü katındaki konferans salonunda yapıldı. Hareket bu nedenle “3rd Floor” (Üçüncü Kat) adını aldı. 3rd Floor, 1987’de birkaç genç sanatçının Birlik’in gençlik bölümüne davet edilmesiyle ortaya çıktı. İdeolojik olarak hareket, romantik liberalizm, milliyetçilik ve özgürlükçülüğün karışımını, aynı zamanda da anarşist güç hayalleri ve çelişen ideolojileri barındırıyordu. Üyeleri, Batı tüketim kültürü ve alt kültürlerin sembollerini bireysel özgürlük ve özerklik ideallerinin göstergesi olarak romantize ediyordu. Sovyet kültürünü, onun zıttı olan kapitalist tüketim kültürünün doğası gereği demokratik olduğu işaretleriyle eleştirmek, 3rd Floor’u geç Sovyet ve sosyalist aydınların liberal demokrasiyle kurduğu romantik ittifakın entelektüel iklimine yerleştirdi. 3rd Floor’un çalışmalarında bu hedef sanatsal bir perspektiften anlaşılabilirdi: Vatandaşın özgürlüğü, sanatçının “tuval üzerinde farklı sanatsal stilleri ve imgeleri özgürce karıştırma mutlak ve evrensel hakkı”na eşitti. Hareketin sınırlı sayıda sergiyle başarmaya çalıştığı şey, birinci ve ikinci kültür alanları arasındaki boşluğu kapatmaktı. Birinci alandan sanatçının toplumsal bilinci şekillendirmedeki kamusal rolünü almak, ancak nihayetinde birinci alanın ideallerini, yani sanatçının bireysel yaratıcı olarak özgürlüğünün özgür olmayan toplum üzerinde dönüştürücü etkisi olduğunu yeniden tesis etmek. Yabancılaşmamış sanat, bireysel özgürlüğün ütopyacı bir alanı olarak, çözülmekte olan Sovyet kültürel kurumlarının ölü gerçekliğinden daha gerçek olarak kabul edildi.

C.M.: Grupta Joseph Beuys gibi avangart sanatçıların etkilerini de görüyoruz. Grubun üyeleri arasında Achot Achot, Martin Petrosyan, Armen Rotch gibi kavramsal ağırlıklı çalışan sanatçılar da var.
A.H.: 3rd Floor’un, zaten fark etmiş olabileceğiniz gibi, tutarlı bir zeminden ziyade kültürel bir hareket olduğunu belirtmek gerekir; Beuys, neo-ekspresyonizm, minimalizm, pop art gibi çok sayıda stil, strateji ve referanslar kullandılar. 1993’te sona erse bile 1990’lar boyunca farklı şekillerde etkisini sürdürdü.

C.M.: Son olarak, Ermenistan’da güncel olarak çağdaş sanat sahnesindeki arayışlarla grubun arayışları arasında nasıl benzerlikler var?
A.H.: Bu soruya yanıt veremiyorum, çünkü bir süredir uzak kaldım ve çağdaş sanat ortamını yakından takip edemiyorum.