“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

ŞİİRSEL BİR ARŞİV: AKLIN MANZARALARI

Ali Kazma - Ezgi Aydoğanoğlu
Ali Kazma - Ezgi Aydoğanoğlu

“Çocukken okuduğum kitaplar beni çok mutlu ederdi. Büyüdükçe ilgilendiğim konuları da hep okuyarak öğrendim. Kitapların başka başka yollar sunmasını çok sevdim.”

O hep çok okudu, kütüphanesinde dizili kitaplar onu hep çok mutlu etti; Ali Kazma şimdi İstanbul Modern’deki kişisel sergisinde yazarlara, eserlere mercek tutuyor.

2010’lu yıllardan itibaren zanaat üzerine odaklandığı çalışmalarına yer verilen “Aklın Manzaraları” isimli sergi, sanatçının video yapıtlarını ve geniş fotoğraf arşivinden bir seçki sunuyor.

Aklın Manzaraları için “Düşünme üzerine yaptığım işleri bir arada gösterdiğim bir sergi,” diyen Ali Kazma, sergiyi gezerken, “Kendime hep yavaşlamayı hatırlatıyorum ve odağımı daha uzun süre tutabilmeyi zanaatkarlardan öğreniyorum,” diyor.

Sergide Alberto Manguel’in kütüphanesinin Portekiz’e taşınma sürecini ele alan “Alberto Lizbon’da” başlıklı üretim de yer alıyor ve bakın, sergi için düzenlenen bir etkinlikte konuşmacı olarak bulunan Manguel, Ali Kazma için ne diyor: “Ali’nin sanat anlayışı hep bir muğlaklık yaratıyor. Ali her daim yolda, yeni yaklaşımlar peşinde. Bir şeye ilgi duyduğu an gidip görmek, dokunmak istiyor. Yazarlardan sıkça duyulan, ‘Shakespeare nasıl yazıyor şimdi anladım’ gibi bir noktası yok, muhtemelen de olmayacak.”

Ali Kazma ile “Aklın Manzaraları” vesilesiyle bir araya geldik.

Ezgi Aydoğanoğlu: Eserlerinizde “üretim” eylemi neredeyse bir ayin gibi temsil ediliyor. Emek ile anlam arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Ali Kazma: Doğru bir şey söylüyorsunuz, ayini ritüel olarak düşünürsek, ritüelin çok değerli bir şey olduğuna inanan biriyim. Ritüellerin bazı öğrenilmiş bilgileri muhafaza etmesi açısından önemli olduğunu düşünürüm. Özenin ve bir işe dikkat vermenin kendi içinde değeri olduğuna inanan biriyim. Bu nedenle işlerimde bunu yapan insanları kaydetmek, bunları tüm yapıtıma eklemek hoşuma gidiyor. Özellikle daha önce görmediğim bir dikkat ediş şekli, daha önce bilmediğim bir malzeme ile olan bir ritüel, sizin söyleminizle bir ayin, bunlardan bir şeyler öğrenmek benim için çok değerli. Bunun anlama dönüşmesi de anlam soyut bir şeyse eğer yani kafamızda oluşan bir değerse, konseptlerin birbiriyle bir ilişki kurma şekliyse bunun; dünyayla, malzemeyle, maddeyle olan ilişkisi benim her zaman çok ilgimi çekti. Malzemeyle, maddeyle olan ilişki üzerinden üretilen kavram olan anlam, bana daha sağlam daha üzerine bir şey inşa edilebilir gibi geliyor. Bu ikisi arasındaki bağlantının izini sürmek sevdiğim bir şey.

Arşivle olan ilişkiniz sıradan bir tarihsel ilgi değil de bir tür psikoanalitik kazı gibi. Arşiv kavramı sizin için ne ifade ediyor?

Bazı tip insanın çocukluktan beri buna ilgisi var bence. Ben çocukken ansiklopedi okurdum, yani sayfa sayfa beni çok ilgilendirirdi. Bir bilgiden başka bir şeye geçmek, onların arasındaki ilişkiyi kurmak. Bunlar benim çocukken bile sevdiğim işlerdi. Şu anda da arşiv oluşturmak amacıyla başladığım bir şey değil ama yaptıkça, bir çeşit arşive dönüşmeye başladı. Şu anda yetmiş beşin üstünde işim var ve bunların her biri, bir varoluş şekli hakkında bir kaç cümle ediyor. Bunların objektif, ansiklopedik bir cümle etmediğini biliyoruz zaten ama birbirleriyle diyalog kurmaya açık cümleler, birbirleriyle konuşmaya yakın diller kuruyorlar. Bu açıdan benim gözüm ve bunlara şekil verişimle birbirine organik bağlanan şiirsel bir arşiv diyebiliriz.

Video işlerinizdeki hakim sessizlik estetik bir tercih mi yoksa politik bir pozisyon alış mı?

Aslında hiçbir sesi kısmıyorum, izleyiciye öyle geliyor olabilir. Ne ses varsa onu kullanıyorum. İş yapan insanlar ses çıkarmaz, sadece malzeme ses çıkarır. Sesleri ayırmam, kısmam, üstüne müzik koymam. Benim için görüntüyle ses birleşik bir şeydir, ayrılan bir şey değildir. Belki politik olan bu olabilir.

Eserlerinizdeki disiplinler arası geçişkenlik sizin için nasıl bir çalışma akışı oluşturuyor?

Öncelikle beni hep işimle angaje tutuyor. Örneğin bir grupla, bir fabrikada, bir dans topluluğuyla çalıştığım ve insanlarla çok haşir neşir olduğum bir işten sonra ya tek bir kişiyle ya tek bir mekanla çalışmak ritim kurmamı sağlıyor. Üretim ve düşünme ritimlerimi dengelemek devamlı olarak çalışabilmemi sağlıyor. Çalışırken dinlenebiliyorum ya da yüksek ritme girebiliyorum.

Tüm işlerinizde çekim de kurgu da size ait. Estetik kararlarınız, düşünsel çerçevenizi ne kadar belirliyor?

Estetik, etik ve düşünsel olan çok iç içe. Yani bir kareyi nasıl kurduğunuz da etik bir düşüncedir. Ama mesafe kavramı diye bir şeyden bahsedebilirim. Çektiğiniz konunun doğru mesafesini bulmak zorundasınız ki o çektiğiniz konu size ne olduğunu anlatabilsin veya onun dünya ile kurduğu ilişki doğru bir şekilde ortaya çıksın. O karenin doğru mesafesi bir malzemenin bir insanın bir elin bir hareketin bir jestin kendini ifade edebilmesine yetecek kadar alan ama büyük bir bağlam içinde kaybolup gitmeyeceği kadar da küçük bir alan olması lazım. Doğru mesafe neresiyse onu bulmak, esas zor olan o.

Aklın Manzaraları sergisine özel yeni çalışmalarınız var mı? Yeni eserleriniz, geçmiş eserlerinizle nasıl bir bağ kuruyor?

Son on-on beş senedir düşünme üzerine yaptığım işleri bir arada gösterdiğim ilk büyük ölçekli iş bu sergi. Bu sergi için özel olarak yaptığım SUMİ adlı iş var. Orada da bu düşünsel dünyayı malzeme üstünden tekrar toplamak, tekrar ayağımı yere basmak için yaptığım bir işti o.

“Hatırla” adlı bir kitabınız var ve bu kitap, her çekim öncesi ihtiyacınız olan teknik ve kavramsal notlarınızın derlemesinden oluşuyor. Bu şekilde kendi çalışma rutininizi mi belgelemek istediniz?

Her çekimden önce bir sürü endişeler duyuyorum. Çekimi de kendim yaptığım için ve çekimi yaptığım yerler hiçbir zaman birbirinin tamamen aynı değil. Hepsinde başka zorluklar var. Bazısı soğuk bazısı sıcak. Kimi zaman yağlar var yerde, kayıyorsunuz. Bazen deniz kenarı oluyor, lensinize tuz geliyor. Bazısı çekingen zanaatkarlar onlardan mesafe almanız lazım. Bazen ameliyat odalarına giriyorum. Yani hepsinin kendine göre zorlukları var. Bunları yaparken hep kendimi ne nelere dikkat etmeliyim diye düşünürken buluyordum ve o beni strese sokuyordu. Tekrar tekrar aynı şeyleri düşünüyorum. Bunları böyle düşüneceğine kendine bir liste yap dedim. Yani hepsi çekimden önce düşünmen gereken şeyler. Önce o listeyi oku, o anki çekimde eksik bir şey varsa onu yaz daha sonra eklersin diye başladı o kitap. Sonra bunu gören bir-iki arkadaşım bunları kitap yapalım dedi, ben de yaptım.  Başkalarının da belki pratikleri üzerine düşünmelerini tetikler.

Çoğu zaman kavramları katmanlara ayırıyorsunuz. Matbaa, kütüphane ve kitapçıları belgeliyorsunuz. Edebiyatın yaşamınızdaki konumu nedir?

Ben hep çok okudum. Çok severek okudum. Çocukken okuduğum kitaplar beni çok mutlu ederdi. Büyüdükçe ilgilendiğim konuları da hep okuyarak öğrendim. Kitapların başka başka yollar sunmasını çok sevdim. Kitaplarımı biriktirmeyi, yan yana onları görmeyi, açıp açıp tekrar bakmayı çok sevdim. Benim için çok önemli bir konu.

Kimleri okursunuz, hangi türleri takip edersiniz?

Mesela polisiye roman çok severim onun dışında devre devre felsefe okurum. Kafam karıştığı zaman felsefe okumayı seviyorum. Yirminci yüzyılın romancılarını her sene biraz okurum. Biyografi ve otobiyografi okumayı da çok severim.

“İnsanın yaşam kurmasıyla ilgili işler yapıyorum,” diyorsunuz. Bir insan nasıl yaşam kurar?

Sanatçı olmamın belki de temelinde yatan soru insan nasıl yaşamalı, nasıl yaşar, ben nasıl yaşamalıyım? Bütün bu yaptığım işlerde bütün bu okuduğum kitapların temel çıkış noktası; burada böyle yetmiş-seksen sene misafiriz ve doğru yaşamak nasıl bir şey? Kişisel olarak yaptığım şeyler aracılığıyla başkalarıyla da konuşabilmeyi seviyorum. Bir şey yapıp sonucunda yeni şeyler öğrenirken o sonuçları paylaşmayı anlamlı buluyorum ama bu demek değil ki doğrusu odur. Doğru, büyük bir kelime olabilir ama nasıl doğru yaşarım arayışındayım.

Ayrıca okuyun