Türkiye’nin Oscar Adayı olarak seçilen Murat Fıratoğlu’nun yönettiği ve başrolünde oynadığı Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri; aslında anlık öfkenin kişiyi sürüklediği çok basit bir intikam hikâyesine girecekken bir anda absürt durum komedisine dönüşür. Filmin ana karakteri Eyüp emeğinin karşılığı olan yevmiyesini alamayınca öfkelenir ve akabinde anlık sürtüşmeyle beraber işvereni Hemme’ye iyice kurulur. Sonrasında ise Eyüp’e gelen bir telefonda söylenildiği üzere, Hemme tarafından annesine küfredilmesi hususunun başkaları tarafından duyulduğunu da görünce onu öldürme kararını verir ancak Eyüp’ün karar vermiş olması onun eyleme geçebilmesi için yeterli olmaz.
Film açılış sekansında bize Hemme’yi sırtı dönük bir şekilde görünen bir kamera açısında gösterir. Bu açı, Hemme’nin filmdeki konumu bakımından önemli bir göstergedir. “Hemme”, Eyüp için sadece “öfke ve nefret nesnesi”dir. Bunu da yönetmen en baştaki kamera açısında onun yüzünü göstermeyerek verir. Çünkü onun gerçekte kim olduğunun bir önemi yoktur. O sadece yevmiyesini vermeyen ve annesine küfreden bir kişi niteliğindedir.
Film, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin izlerini taşırken bunun karşılığı pratikte de görülür. Amatör oyuncular, hayatın içinden olan dramatize edilmemiş gerçek bir geçim sıkıntısı ve kameranın sokağa taşınıp doğal ışık kullanımının olması gibi detaylar filmin fazlasıyla o dönemden izler taşıdığını gösterir. Vittoria De Sica’nın “Bisiklet Hırsızları (1948)” filminde olduğu gibi filmde benzersiz bir yalınlık söz konusudur. İki film de insanın temel sıkıntısı olan geçim derdi üzerinden kurgusunu oluştururken; “Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri” ise Eyüp’ün silahını aldıktan sonra çoğunlukla tanıdıkları olan bölge insanı tarafından alıkonulup eyleme geçememesiyle birlikte absürt bir durum komedisine evrilir.

Eyüp gitmek için ne kadar acele ederse o kadar çok alıkonulur yollarda ve Eyüp’ün bu alıkonulması aslında Eyüp’ün “itaat kültürünün bir öznesi” olmasından kaynaklıdır. Eyüp’ün itaati Frederic Gros’un sınıflandırdığı üzere “razı olmaya” denk düşer. Çünkü yollarda onu alıkoyan hiç kimse ona zorla bir şey yaptırmaya çalışmaz. Eyüp; bağı olan adamla sohbet ederken, yaşlı adamın karpuzunu taşımak için geri dönerken, onu yolda almak isteyen kuzeninin arabasına binerken, namaza gidip dükkânı ona emanet edilirken de bütün bu eylemlere bizzat kendisi razı gelmektedir.
“Razı olmak insanın kendi kendisini mahkûm ettiği bir eylemdir. Razı olmak özgür iradeyle itaat etmek, gönüllülükle başkasına teslim olmak, baskıyı tam manasına kabullenmek demektir.”[i]

Alıntıda ifade edildiği üzere Eyüp razı olarak film boyunca kendisini mahkûm eder ancak bu durum ona olumlu yansır. Eyüp bu bakımdan ele alındığında itaati sayesinde bir bakıma cinayet işlemekten kurtulur. Öfkesi soğur, neden yola çıktığını tekrar bir düşünür. Son olarak ona gelen telefonda arkadaşının söylediği üzere, Hemme’nin küfür için üzgün olduğu söylenir ve devamında ise, yarın iş için beraber gidelim zaten verecek yevmiyelerinizi, teklifine de filmdeki tüm durumlarda olduğu gibi Eyüp yine razı gelir ve karşımıza filmin kapanışındaki o halay sahnesi gelir. Eyüp filmin başında tartıştığı, film boyunca öldürmek istediği ancak bir türlü yanına gidemediği Hemme ile yan yana halayın içindedir. Hayatın içinden olan bu hikâye ancak ve ancak hayatın içinden olabilecek bir sonla da kapanışını yapar.
[i] Frederic Gros, İtaat Etmemek, Çev: Zeynep Büşra Bölükbaşı, YKY yayınları, s.103.