METE GÜNER
En büyük okur platformu Goodreads ödüllerinde 2023’ün en iyi kurgu romanı seçilen ve Türkçede yayımlanır yayımlanmaz çok satan listelerinin ilk sıralarına yerleşen R. F. Kuang’ın ‘Sarı Yüz’ü, ölen arkadaşının roman taslaklarını çalan bir yazarın hikayesi. Her şeyin meta haline geldiği bir dünyada ahlakla başarı arasındaki sınırın kayboluşunun romanı bu.
R. F. Kuang, adını ‘Haşhaş Savaşı’ üçlemesi ve ‘Babil’ fantastik romanlarıyla duyurmuş bir yazar. Ancak onun edebiyat dünyasının karanlık vitrin arkasını konu edindiği romanı ‘Sarı Yüz’, bu kez fantastik türden uzak, günümüz yayıncılık ortamını merkezine alan bir anlatı sunuyor. Sadece bununla da kalmıyor; sosyal medyadaki linç kültürü, kimlik siyaseti, kıskançlık ve günümüz insanının her şeyi pazarlamaya olan eğiliminin tanıdık yansımaları keskin bir gözlemle sayfalara taşınıyor.
Romanın baş karakteri June Hayward, ortalama bir ilk kitap çıkarmış ve hayal ettiği başarının kıyısından bile geçememiş biri. Başarısızlığının en büyük sorumlularından biri olarak da edebiyat dünyasının nitelikli işlerden ziyade kültürel çeşitliliğe önem vermesi olarak görüyor. Bu fikri edinmesinde aslan payı tabii ki üniversiteden arkadaşı ve June’un aksine son derece başarılı olan Asyalı-Amerikalı yazar dostu Athena Liu. Athena, June’un hayalini kurduğu her şeye sahip. Her kitabı bir öncekinden daha başarılı oluyor, şehirdeki her partinin davetli listesinde adı yazılı ve girdiği her ortamda erkeklerin ilgi odağı.
ÇIKAR ÜZERİNE KURULU TOKSİK ARKADAŞLIK
İkili dost gibi görünse de aslında aralarında oldukça toksik bir arkadaşlık var. Athena kendi yıldızından daha fazla parlayacak birini yanında tutmak istemediğinden June ile arkadaşlığını sürdürüyor; June ise tüm kıskançlığına rağmen Athena’nın kendisine sağladığı statüden ötürü onunla görüşmeye devam ediyor. Bu zehirli birliktelik elbette ki mutlu bir sona ilerlemiyor. Athena’nın kitabının uyarlama haklarını Netflix’e satmasını kutlamak için buluşan ikilinin arkadaşlığı trajik bir sonla bitiyor ve gecenin finalinde Athena bir kaza sonucu hayatını kaybediyor. Olayın tek şahidi olan June ise fırsattan istifade Athena’nın yayımlanmamış romanının taslaklarını çalıyor.
June taslak üzerinde çalışmaya başladıkça kitaba karşı bir aidiyet hissetmeye başlıyor ancak kitap Birinci Dünya Savaşı’ndaki Çin İşçi Birlikleri’ndeki insanları anlatıyor. Beyaz bir Amerikalı olan June’un yazmayı muhtemelen aklının ucundan bile geçirmeyeceği bir konudan bahsediyor. Bu tabii ki June’u durduracak değil. Yayınevlerini de! Çünkü metin çok iyi ve pek çok yayınevi kitaba ilgi gösteriyor. June, ‘Son Cephe’ isimli taslak için son derece karlı bir anlaşma yapıyor ve hayalini kurduğu hayatın kapılarını aralıyor. Bütün bu süreç, June için ahlaken sorun değil çünkü taslak üzerinde uzun süreler çalıştığı ve Athena’nın eksiklerini kapatıp kitabı basılabilir hale getirdiğinden kitabın başarısının asıl sırrının kendi dokunuşunda olduğuna inanacak kadar hülyalarda geziyor.
NARSİST HER ZAMAN HAKLIDIR!
June o kadar tanıdık ama bir o kadar rahatsız edici bir karakter ki bana narsist eski sevgilileri hatırlatıyor. Her şey için sizi suçluyor ve sizi vicdan azabıyla başbaşa bırakıp terk ediyor. Bir süre sonra bu konuda kendinizi ne kadar kötü hissettiğinizi söylerseniz de benim de hatalarım oldu diyor ancak samimi bir özeleştiri asla yapmıyor. Çünkü o zaman sizi suçlamak işine geliyordu, şimdi sizi biraz eyleyip göndermek işine geliyor. June da böyle bir teflon tava ve hiçbir kir iz bırakmıyor. Yaptığı hırsızlığı haklı çıkaracak bir bahaneyi her zaman buluyor. İnsanlar ondan şüphelendiğinde asla geri adım atmıyor ve hemen saldırıya geçiyor.
ÇOK SATMA STRATEJİLERİ
Diğer yandan kitapta yayınevlerinin işleyişine de bir pencere açılıyor. June’un ‘Son Cephe’ için anlaştığı yayınevi son derece saygın ve nitelikli bir kurum olarak bilinmesine rağmen June’un kitabı kendi adıyla değil Asya kökenli tınısı olan Juniper Song ismiyle yayımlamasını sağlıyor. Hatta tanıtım fotoğraflarında bile Asya kökenli birine benzetilmeye çalışılıyor. Bu tercihler, yayınevinin edebiyatı ileriye taşımaktan çok, kültürel çeşitliliği bir pazarlama stratejisine dönüştürdüğünü gösteriyor. Günün sonunda yayınevlerinin yalnızca ‘iyi kitaplar’ peşinde koşan yüce gönüllü insanlardan oluşmadığını, birer ticarethaneye dönüştüklerini tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Kısacası June’un yükselişi sadece kendi manipülasyon becerisiyle değil, bu sistemin ona sunduğu fırsatlarla da mümkün oluyor. ‘Kültürel çeşitlilik’ ve ‘doğru temsiliyet’ gibi kavramların, basın bültenlerinde iyi ve duyarlı görünmeye yarayan sloganlardan ibaret olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Gerçekte böyle şeyleri umursamıyorlar ama satış getireceği için dillerinden düşürmüyorlar. Nitekim yayınevindeki bir çalışanın, kitabın konusu ile yazarın kökeni arasındaki farkı sorguladığı için işten çıkarılması, bu ikiyüzlülüğün en açık örneklerinden biri oluyor.
BAŞARI İÇİN HER ŞEY MÜBAH
‘Sarı Yüz’, okurken hem eğlendiğim hem utandığım hem de düşündüğüm bir kitap oldu. Başkalarının sahip olduklarını kıskanmanın, özür dilemeden ilerlemenin, her şeyin meta haline geldiği bir dünyada ahlakla başarı arasındaki sınırın kayboluşunun romanı bu. June Hayward’ın yaptığı şeyleri onaylamak elbette mümkün değil; onu izlemek, onun üzerinden kendimize bakmak asıl mesele. Çünkü bazen bir karakterin aynasında kendimizi görmek, gerçekte yaşadıklarımızı anlamamızı sağlayacak katarsis olabilir. Ve evet, bazı aynalar kırıldığında daha net gösterir.
Meraklısına not: Geçen yıl Altın Kitaplar etiketiyle yayımlanan Jean Hanff Korelitz’in ‘Hikaye Hırsızı’ da benzer bir intihal vakası anlatan sürükleyici bir roman.
