“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

SANAT FUARLARINDA KİM KAZANIYOR, KİM KAYBEDİYOR?

SANAT FUARLARINDA KİM KAZANIYOR, KİM KAYBEDİYOR?

Amerikalı sanat eleştirmeni Jerry Saltz, sanat fuarlarına katılımın galeriler için hem yüksek maliyetli hem de riskli olduğuna dikkat çekiyor. Saltz’a göre fuarlar ise prestij kazanıyor ve galerilere kıyasla daha az risk üstleniyor. Peki, Türkiye’den galericiler ne diyor bu duruma?

Eleştirileriyle sanat dünyasında ‘çarpıcı’ tartışmalar başlatan Amerikalı sanat eleştirmeni Jerry Saltz, geçen hafta Instagram hesabından paylaştığı gönderisinde, sanat dünyasının tersine çevrilmiş bir sistem üzerine kurulu olduğunu belirtti. Saltz’a göre, müzik festivallerinde organizatörler sanatçılara parayı ödeyip salonu doldurma riskini üstlenirken, sanat fuarlarında durum tam tersine işliyor: Galeriler, sanatçıları bulma, tutma, satma ve destekleme maliyetlerini zaten üstleniyor, buna rağmen fuarlara katılabilmek için yüksek ücretler ödemek zorunda kalıyor. Saltz, galerilerin yüksek kiralı ve riskli bir pazarda geçici bir kiracı gibi konumlandığını, fuarların ise kirayı alıp prestij kazanarak çok daha az risk üstlendiğini vurguluyor.

Saltz, bu eleştirilerini desteklemek için sanat yazarı Annie Armstrong’un Artnet’te yayımlanan haberindeki verilere de atıfta bulunuyor. Armstrong’a göre Art Basel’de stant ücretleri 13.000 dolardan başlayıp 125.000 dolara çıkıyor. Frieze Los Angeles’ta orta boy stantlar 28.000–47.000 dolar, büyük stantlar ise 89.000–114.000 dolar arasında değişiyor. Felix Los Angeles’ta stantlar 11.000–18.000 dolar arasında, iki çatı katı stanttan biri içinse 24.000 dolar ödeniyor.  Üstelik bu tutarlara kaçınılmaz ek masraflar da ekleniyor: Basel’de bir elektrik prizine erişim 128 dolar, stant dış duvarına iş asmak metre başına 723 dolar, her ek ışık ise 600–800 dolar arasında tutuyor.

Biz de bu konuyu Türkiye’deki galeri yöneticilerine sorduk.

“Asla sürdürülebilir bir durum değil”

Haldun Dostoğlu (Galeri Nev kurucusu): Dünyadaki sanat fuarlarının metrekare kira ücretleri birçok ülke galerileri için gerçekten çok yüksek. Üstelik istatistiklere göre fuarlarda galerilerin %12’si satış yapıyor. Kalan %88 galeri fuarı zararla kapatıyor. Fuar işinden en karlı çıkanlar organizatörler, nakliyeciler ve teknik hizmet firmaları oluyor. Orta halli galeriler ve temsil ettikleri sanatçılar dekoru tamamlıyorlar. Türkiye de de durum çok farklı sayılmaz. Ülkemiz sanat piyasasının gücü dikkate alındığında fuar maliyetlerinin olması gerekenin çok üstünde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Tüm dünyada fuar ortamına karşı bir muhalefetin gelişmekte olduğunu hissediyorum. Asla sürdürülebilir bir durum değil. Dünya sanat piyasasına hâkim 15-20 galerinin hükmettiği, dikte ettiği, yönlendirdiği sanat ortamı sürdürebilir olamaz.

“İyi fuarlar yükleri fazlasıyla karşılıyor”

Azra Tüzünoğlu (Pilot Galeri kurucusu): “Sanat alanı bir müzakere alanı. Sanat fuarları hem riskli hem pahalı, doğru. Ama sanat galerisi açmak, yürütmek de pahalı ve riskli. Hatta sanat yapmak da pahalı ve riskli. Bu riskleri değerlendirerek kendinize bir yol çiziyorsunuz. Kendi ülkenizde güçlü bir ekosistem tarafından desteklenirseniz aslında yurtdışındaki fuarlara katılım Türkiye’de bir fuara katılmaktan daha pahalı değil.

Öte yanda bizim galeri olarak izleyicilerimiz ve koleksiyoncularımızla ve genel sanat ortamıyla tek iletişim yöntemimiz fuarlar değil. Uluslararası sergiler, müze alımları, küratörlerle buluşmalar fuarlarda gerçekleşmiyor. Bu sebeple çok ayaklı bir galeri yapısı kurarak, sanatçılarımızı her yönden desteklemeyi amaçlıyoruz en başından beri. Fuarlar yalnızca bir ayak ve maliyetler karşılanamayacak kadar yükselince, farklı alternatifler geliştirmenin yollarına bakılacaktır.

Fuar katılımları galerilerin bütçelerine önemli yükler bindiriyor, doğru. Ama aynı zamanda ‘iyi fuarlar’ bu yükleri fazlasıyla karşılıyor ve hatta yıllık bütçenin önemli bir kısmı bu fuarlardan karşılanıyordu. Bu anlamda mutualist bir ilişki yürütüldü bugüne dek. Ancak giderek artan fuar maliyetleri, fuarları sürdürülebilir olmaktan çıkarıyor. Artık galeriler çok seçici davranmak ve hatta fuarlara birtakım alternatifler üretmek durumunda. Bunun başarılı örneklerinden biri Basel Social Club ismiyle Art Basel’e paralel olarak üretildi. Çok düşük maliyetli bir sergi, ancak işlevini fazlasıyla yerine getirmekte ve neredeyse bir modele dönüşmekte.

“Asıl mesele söylemsel bir tıkanıklık”

Tankut Aykut (Öktem&Aykut Galeri kurucusu): Jerry Saltz aslında çok da şaşırtıcı bir şey söylemiyor. Söylediği doğru; ancak bizim sektörümüzdeki krizi nereden tuttuğu konusunda farklı düşünüyorum. Bana göre asıl mesele, hangi aktörün daha çok fedakârlık yapıp yatırım yaptığı hâlde karşılığını alamadığı ya da hangisinin fırsatçılık yaptığı değil. Sorun, daha çok söylemsel bir tıkanıklık. Bu kriz sadece fuarlar ya da grevler üzerinden değil, bienallerde ya da büyük sergilerde de yankı uyandırmayan eserlerle kendini gösteriyor. O yüzden Saltz çok temel, pek çok aktörün de söylediği bir şeyi söylüyor. Bunun ötesine geçmediğimiz sürece bir anlamı yok.

Eğer krizi sürekli piyasaya, yani sanat dünyasının ekonomik diline dair bir mesele gibi adlandırırsak işin içinden çıkamayız. Bu daha çok ideolojik ve söylemsel bir kriz. O yüzden de her krizde olduğu gibi ancak temel bir mental devrimle altından kalkabiliriz. Evet, biz de zarar ediyoruz, kendimizi mağdur hissediyoruz. Ama kolay bir iş yaptığımızı hiç düşünmedik; zaten kolay olsaydı çok daha fazla aktör bu alanda var olurdu. Sanat üretip bağımsız kalmak ve bundan para kazanmak başlı başına istisnai bir durum. Bu yüzden işin zorluğu ve dengesizliğinden sürekli şikâyet etmek bana absürt geliyor.

Fuarcıların bizden daha iyi durumda olduğundan da emin değilim. “Fuarlar galerileri sömürüyor, onların sırtından geçiniyor” demek bana çok kolay bir çıkarım gibi geliyor. Her aktör gibi fuarlar da kendilerini sürekli yenilemek ve dönüştürmekle meşgul. Bu da çok pahalı bir süreç. Art Basel örneğin, fark yaratmak için sürekli yatırım yapıyor, risk alıyor. Dolayısıyla “biz çok zor durumdayız, fuarlar da hepimizin suyunu çıkarıyor” söylemi bana pek inandırıcı gelmiyor.

“Ciddi bir yük ortaya çıkıyor”

Eda Derala (Pi Artworks İstanbul direktörü): Fuar katılımı bence galeriler için hâlâ çok önemli. Uluslararası alanda görünürlük sağlamak için en fazla fırsatı sunan mecralardan biri. Tabii her fuarın arkasında özel kurum ve kuruluşlar var; bir fuarı organize etmek, lansmanını yapmak ve orada yer almak başlı başına büyük masraflar demek.

Küçük, orta ya da büyük ölçekli galeriler için de katılım oldukça maliyetli. Nakliye, gümrük, vergi, seyahat, stand kiraları derken ciddi bir yük ortaya çıkıyor. Doğru bir şekilde katılım sağlandığında ise fuarlar yalnızca izleyici veya koleksiyonerlerle buluşmak için değil, uluslararası bağlantılar kurmak açısından da çok değerli. Müzelerin ve kurumların ziyaret ettiği, sanatçıların görünürlük kazandığı alanlar. Ancak ülke ekonomilerindeki dalgalanmalarla birlikte galeriler için bu süreç her geçen gün daha da zorlaşıyor. Biz de çoğu şeyi deneye yanıla öğreniyoruz.

Her fuarın çıplak bedeli dışında stand kurulumundan ek malzemelere kadar sayısız ekstra masraf var. Bu yüzden eskiden yılda sekiz-on fuara katılırken, şimdi üç-dört fuarla sınırlı kalıyoruz ve bu sayı bile zorlayıcı hale geldi. Yine de umuyoruz ki koşullar düzelir ya da farklı bir yere evrilir. Şimdilik biraz denemek, görmek ve beklemek gerekiyor.

“Güçlerin bir araya geldiği bir pasta”

Osman Nuri İyem (Evin Sanat Galerisi direktörü): Öncelikle paylaşımdaki müzik endüstrisi ile sanat piyasası arasındaki kıyasa değinmek gerekiyor; galeriler temsiliyet sebebiyle depolama, nakliye, pazarlama gibi maliyetleri üstlenmişken, fuar katılım bedellerini ödeyip, eserlerin satılmasından da sorumlu taraf oluyorlar haliyle. Bu zaten işimizin doğası ama, Jerry’nin örneğinde müzisyenleri ücret karşılığında ayarlayan promoterler müzisyenlerin temsiliyetlerini üstlenmiyorlar, onların menajerleri, plak şirketleri ayrı; yani yükleri ve riskleri daha az. Dahası festival/konser biletleriyle biricik sanat eserlerinin rakamları arasındaki farktan ötürü tabii ki bilet satmak daha kolay, sürümden ilerleyen bir iş kolu.

Fuarların katılım ücretleri ciddi bir maliyet tabii ki fakat asıl konu, başka hiçbir sektörde olmayan bu görev dağılımı bence. Yaptığımız işi anlamayana galericiliği ancak şu şekilde anlatıyorum; en temel şekliyle, sanatçılar birer marka ise biz sanatçıların hem distribütörüyüz hem menajerleriyiz hem yatırımcıları hem de depolarıyız. Diğer tarafta fuarlar sadece kısa süreli mekân kirası ve bunun organizasyonu ile tanıtımı yükünü taşıyıp sanat sektörünün hem en prestijli kalemlerinden birini yapıyorlar hem de alanlarını aylar öncesinden sattıktan sonra -tabii satabildikleri sürece- riskleri neredeyse kalmıyor. Kıyas mantıklı, ama fuarların zaten ticari yapılar olduklarını da atlamamak lazım.

Fuar katılım maliyetlerinin ötesinde, uluslararası nakliye, gümrük, geçici ithalat, katı ithalat, vergi, konaklama gibi, üstelik döviz üzerinden yapılan giderlerden de bahsediyoruz. Sonuçta kısa süreli olarak o alanı kiralayan tarafız ama tam bir kiracılıktan da bahsedemeyiz, fuarların da kendi tanıtım ve etkinlik organizasyonları, kendi davetlileri var; aslında güçlerin bir araya geldiği bir pasta ama, kapitalizmin doğası gereği güçler bir araya gerçekten ne kadar geliyor, asıl soru bu bence.


Ayrıca okuyun