“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

John Berger sanatla ilişkimizi nasıl onardı?

Çağımızın en önemli yazarlarından John Berger’a dair yeni bir biyografi yayımlandı. Joshua Sperling “A Writer of Our Time: The Life and Work”te hayal kırıklıkları, korkuları, ümitleri ve arzuları ile Berger’ı anlatıyor.

O, sanatın nasıl sunulduğunu, nasıl öğretildiğini ve nasıl yazıldığını sorgulamaya başladığında henüz 1950’lerin ortasıydı. Sanat tarihçilerinin ve eleştirmenlerin var olan düzeni değiştirmek içini kılını bile kıpırdatmadıkları ve sanatın içinde deneyim olmadan sunulması yüzünden insanların sanata daha az ilgi gösterdiklerini söylüyordu. Ocak 2017’de kaybettiğimiz Berger, ikinci ölüm yıldönümünde Verso’dan çıkan “A Writer of Our Time: The Life and Work” adlı biyografi ile anılıyor. Kitabın adı da yazarın ilk kitabı “A Painter of Our Time”a gönderme…

John Berger’ı başlarda sert bir sanat eleştirmeni ve 20’lerinde katı bir Marksist olarak tanıdık. Londra’nın eski usul müze eleştirmenliğine savurduğu oklarla gündem yarattı. Dönemin moda akımı soyut sanata o gün de, hayatı boyunca da mesafeli durdu. Aksine sosyal gerçekçiliği savunuyordu, günlük yaşamın her açıdan tasvir eden resimleri.

30’larında yani 1960’larda sosyal realizmden uzaklaştı ve modern sanata yelken açtı. Çağdaşlarının işleri ona hayal kırıklığına uğrattığı için ilgisi Manet, Picasso ve van Gogh gibi sanatçılara yoğunlaştı. Bugün için ölmüş sanatçılara yoğunlaşmak bir sanat eleştirmeni için tuhaf bir tercih gibi gözükse de Berger aradığı netliği klasiklerde bulmuştu.

Biyografi boyunca Joshua Sperling, John Berger’ın kendi hayatı ve sosyal şartlarını yazısına nasıl aktardığına odaklanıyor. 40’larında artık daha yumuşak kelimeleri tercih ettiğini ve “aşk” ve “umut” gibi fikirlere yöneldiğini anlatıyor.

 

İLGİLİ HABERLER

http://www.sanatatak.com/view/seker-ahmet-pasanin-bir-resmi-ustune-john-berger http://www.sanatatak.com/view/haftanin-kitabi-bu-is-siniklere-gore-degil

Ayrıca okuyun